Rekabet Konuları
Birbirinden ayrı rekabet hukuku kurumlarını daha iyi anlamak için, toplumda rekabetin rolünün anlaşılması gerekmektedir. Rekabet toplumun üç grubunu etkiler – tüketiciler, tacirler ve ülke. Bu durumda ülke toplumsal bir organizasyon modeli olarak değil aynı zamanda yasal yollarla piyasayı etkileme ihtimalleri olan bir kamusal güç olarak algılanmalıdır.
1. Tüketiciler
Piyasadaki rekabetten genellikle tüketiciler kazançlı çıkar, en aşikarları düşük fiyatlar, daha geniş arz ve daha yüksek kalitedir. Bunlar tüketicilerin rekabetten elde ettikleri açık ve anlık kazançlardır. Bununla birlikte, temel kazanç ise toplumun tamamının daha dinamik bir şekilde gelişmesidir. Muhakeme olarak burada ekonomide endüstri çağı başladıktan sonra toplumun daha dinamik bir sosyal gelişmesinden bahsedilebilir. Büyük çapta üretimin ortaya çıkması tüccara kaynakları biriktirme ve daha fazla ürün üretme imkanı sağlamıştır. Daha ucuz mal üretilmesine ve daha geniş çapta tüketicilere sunulmaları ihtimali ortaya çıkmıştır. Bu gibi ihtimaller her zamankinden daha fazla tüccarları cezp etmiştir, bunlardan bazıları gelir kaynağıdır. 19. yüzyılın sonlarına rağmen, 20. yüzyılın başlarında diğer tüccarların sınırlandırması temeli üzerinde tam olarak büyüyen az sayıda işletme önem teşkil etmesine rağmen, piyasa faaliyeti için rekabet kuralları düzenlemek adına temel meydana getirilmiştir ve bunun sonucu olarak gelişim dinamikleri çok daha fazla hızlanmıştır (Bakınız, örneğin J. Rockfeller). Elbette, ortalama tüketici piyasada rekabetin mevcut olmasından faydalar sağlamaktadır. Ama rekabeti etkilemek için nispeten sınırlı ihtimallere sahiptir. Tek ihtimal, sadece rekabet şartlarının varlığında ürünlerin tedarikçisini değiştirmektir, ama böyle bir sistemin mevcudiyetini sağlamak sadece hükümet gözetimindeki araçlar sayesinde mümkün olmaktadır.
2. Tüccarlar
Piyasada rekabetin var olması tüccarın faaliyetlerini doğrudan etkilemektedir. Yukarıda bahsedildiği gibi, tüccarlar rekabeti bir oyun olarak algılayabilirler, bu oyunda amaç bir pazar gücü elde etmektir. Böyle bir oyunla yapılan bir karşılaştırmanın olması bir kişinin faaliyetlerinin geliştirilmesi için bir dürtü de olabilir. Bir yandan her bir tüccar piyasa gücünü elde etmek için çalışırken, diğer yandan rekabet denetçileri bunun gerçekleşmemesini sağlayacaklardır. Sadece bu gibi koşullar altında bu karşılaştırma başarılı olur. Tüccar aynı zamanda basit insan hislerini -korkular- göz önüne alarak da davranır. Piyasadan kaybolma korkusu gibi. Benzer şekilde, bir insan, yaşam imkanı sağlamak amacıyla iş piyasasında rekabet edebilmek için kendisini ortaya koyar, aynı zamanda tüccarlar kendi ürünlerini ve kendi faaliyetlerini daha iyileştirmek, var olmak ve gelişmeye olanak sağlamak, daha fazla müşteriyi cezp etmek amacıyla bunu gerçekleştirirler. Ama aynı zamanda bu karşılaştırmanın eksiklikleri vardır. Tüccarlar kendi faaliyetlerini geliştirmek amacıyla büyük gayret göstererek yerine piyasadaki faaliyet kuralları hakkında diğer tüccarlarla anlaşma sağlamak için çaba gösterirler ise, böyle bir anlaşma kendilerini rakiplerden koruyacaktır. Ayrıca diğer rakipleri piyasanın dışına itmek amacıyla diğer rakiplere aktif bir şekilde karşı koyabilmek için bu şekilde pazar payı elde etmeye çalışmak mümkündür. Tüketicilerdeki duruma benzer şekilde, tüccarların bu gibi faaliyetlere karşı savaş vermesi zordur. Bu gibi anlaşmaların imzalamak bir ihtimaldir ama diğer tüccarlarla imzalanan bu gibi anlaşmaların sonuçlarından nasıl kaçınılacağı ile ilgili pek fazla yöntem yoktur. Bu nedenle, rekabet denetçisine olduğu kadar ülkeye de rekabeti sürdürmede büyük bir rol düşmektedir.
3. Kamusal Gücü
Rekabeti etkileyen en belirgin konu kamusal otorite olarak ülkedir. Yukarıda bahsedildiği gibi, müşterilerin ve tüccarların her ikisinin de piyasadaki süreçleri etkileme ihtimalleri sınırlıdır, bu da her iki konunun ülkeye bağımlı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, ülke temel konu olarak görülmektedir. Ülke sadece rekabetin yasal kurallarını belirleme hak ve yetkisine sahip değildir. Aynı zamanda aslıdan piyasadaki rekabeti etkileme hak ve yetkisine de sahiptir. Cesurca söylemek gerekirse: ülkenin piyasadaki rolü iki kat olabilir - piyasa üzerinde eksiksiz ülke kontrolü, özel mülk ve inisiyatifin olmaması, bu nedenle rekabetin varlığından kimse bahsedemez. Çünkü aslında sadece bir tane eylemsel konu mevcuttur - ülke. İkinci fazlalık tüccarlar arasında ve tüccarlar ile müşteriler arasındaki ekonomik ilişkilerin her birisinin kendi kendine denetim ile gerçekleştiği piyasada kontrolün tamamen eksik olmasıdır. Eğer birinci model gerçeğe uygunsa (özel mülkiyetin mevcut olmadığı ve piyasada sadece devletin mevcut olduğu SSCB örneği) o halde ikinci model nerdeyse imkansızdır. Çünkü bu şekilde ülke anlamını kaybeder ve kendi temelinde ekonomi de dahil olmak üzere toplumun yönetim şeklidir. Ekonomide ülkenin rolü futbol ile karşılaştırıldığında imgesel olabilir. Bu karşılaştırmada ülkenin futbolda neye sahip olduğu ile ilgili iki seçenek görebiliriz. İlk olarak ülke oyunun kurallarını yazmıştır ve oyunda hakemlik yapar, bu nedenle bütün oyuncular kurallara riayet ederler. Örnek olayda, ülke piyasa faaliyetinin kapsamını belirtmiştir ve piyasa katılımcılarının yasal normlara riayet edip etmediklerine ilaveten ihlalleri de cezalandırır. İkinci seçenekte ülke oyunun kurallarını yazmıştır, oyunda hakemlik yapar ama buna ilaveten bazen oyunculardan birisinin lehine oyunda karar verir veya oyunun akışına göre takımlardan birisine hizmet eder. Böyle bir karşılaştırma kabul edilemez görülebilir. Çünkü tanımlanan durum mantıksız görünebilir. Ama ülkenin kendi kaynaklarıyla veya yasal imkânlarıyla piyasa faaliyetine müdahale etmesi gerçekten gereksiz değil midir? Ülkenin müdahalesini kendi yasal, maddi veya diğer kaynaklarla gerçekleştirdiği bazı örneklerle bunu ele alalım.
Kamusal gücün piyasada ne yapabileceğiyle ilgili bir seçenek küçük ve orta ölçekli işletmeleri desteklemektir. Bu amaç birden fazla şekilde olabilir ama aşırı yüksek bir miktarda işletmenin kurulmasının teşvik edilmesine ilaveten çok yoğun devlet yardımından kaynaklanabilecek olan pasif pazar teşvikine dönüşemez. Böyle bir yardım azalan tescil, azalan vergi, bazı devlet garantileri ve destekleri olarak ifade edilebilirler. Buna ilaveten, küçük ve orta ölçekli işletmelere yapılan devlet yardımı Komisyon Yönetmeliği No 70/2001'de[3] öngörülmüştür, burada küçük ve orta ölçekli işletmelerden ekonomiye desteklerden birisi olarak bahsedilmektedir. Küçük ve orta ölçekli işletmelerin kurulması ve geliştirilmesi ülkedeki işyerlerinin artmasına katkıda bulunmasına ilaveten iş yönelimli olarak toplumun bütününü şekillendirir. Çünkü küçük ve orta ölçekli işletmelerin gelişimi ne kadar büyük olursa yaratıcı ticaret düşüncesiyle yaşamlarını kazanan işveren haline gelen insanların sayısı da o kadar artar. Büyük şirketlerde çalışanlar görevlerini yerine getirir ama küçük şirketlerde iş sahibiyle birlikte şirketin refahı ile kendi kişisel başarısı arasında bağlantı görür. Bu nedenle, ülke bu gibi küçük ve orta ölçekli işletmelerin kuruluşunu desteklerken, aynı zamanda yapay olarak büyük şirketlerin kurulmasını yavaşlatacaktır. Elbette, şirketlerin gelişiminin yapay olarak yavaşlamasından bahsetmiyoruz. Ama büyük şirketlere karşı daha güçlü faaliyet gereksinimlerinin uygulanması gerekmektedir. Çünkü kendi piyasa güçleriyle piyasayı etkilemek için daha çok daha büyük olanaklara sahiptirler. Bu amaçla kamusal gücün bir aracı olarak, işletmelerin birleşmesinde kontrol mevcuttur. Bu anlamda ürünlerine bağlı olarak büyük şirketlerin kontrolüne dikkat edilmesi gerekmektedir. Çünkü genellikle farklı ürünlerin küçük veya hatta orta ölçekli işletmelerde üretilmesi (örneğin, otomobiller) başarısızlığa neden olmaktadır. Aynı zamanda nüfusu az olan ülkelerde bazen tacirlerin faaliyetlerini değiştirmek mantıklı değildir. Çünkü az sayıda tüketicide bu gibi tacirlerin gelişimi engellenmektedir.
Kamusal güç için bir diğer seçenek ve hatta gereklilik kamusal hizmet garantisine ilişkin düzenlenmelerle piyasayı etkilemektir. Kamusal gücün faaliyeti yeni teknolojilerin girmesiyle gerçekliğini kaybetmeye başlar. Ama tarihsel gelişimin bir sonucu olarak kamusal güç kendi kaynaklarıyla hala müdahale etme ihtiyacı hisseder. Bu tip kamusal güçler posta, telekominikasyon ve elektrik alanında söz konusudur. Bu gibi hizmetlerin sağlayıcısı hükümet tarafından kurulmuş olan tüzel kişiliği haiz tacirler olabilir ama bu gibi tacirlerin diğerlerinden temel farklılığı kamusal güç tarafından dayatılan, bu hizmetle kamunun tamamına makul bir fiyatla hizmet verme yükümlülüğüdür. Aslında böyle bir talep, ödeme gücü bakımından hiçbir toplumsal farklılığa izin verilmeyen elektrik ve iletişim için söz konusudur. Bu nedenle, başlangıçta ülkelerin büyük bir kısmında bu hizmetler için tüccarlar oluşturulmuştur. Halen doğal tekeller olarak isimlendirilen tekeller ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte, özelleştirme ve aynı zamanda özel şirketlerin kurulmasıyla, özel sermayenin kontrolüne girerek bu yükümlülüğü kaybetmemektedirler. Toplumun tamamına makul bir fiyatla hizmet verme yükümlülüğü, normal rekabette, bu gibi hizmetlerin maliyetli uygun değildir. Nüfusu yüksek olan ve büyük sermaye yoğunluğuna sahip olan bölgelerde kar etmek mümkündür ve bu sebeple küçük bölgelerde ticaret avantajlı değildir. Kayıplar yüksek olarak etkili bölgelerde kazanılan gelirle telafi edilebilir. Ama bu gelirin rekabet baskısını sürdürmek için kullanılması gerekmektedir. Bu nedenle kamusal güç bu gibi yükümlülükler meydana getirerek, piyasaya bu gibi müdahaleler karşılığında dengeleme mekanizmaları oluşturmak zorundadır. Müdahale iki şekilde olabilirler: pazardaki belirli ürünler için kamusal hizmet sunumunda tekel statüsünün garanti edilmesi ve ikinci olarak uygun piyasalarda fiyatların düşürülmesinin telafi edilmesi. Daha önce bahsedildiği gibi, teknolojilerin gelişmesi kamu hizmetlerinde kendi düzeltmelerini yapmıştır ve posta işlevleri elektronik iletişimin yerini başarılı bir şekilde almıştır, buna ilaveten sabit iletişimler mobil teknolojilerle değiştirilmiştir. Bu teknolojilerin masrafları oldukça düşüktür ve aynı zamanda teknolojik donanımlar bu hizmetlerin oldukça düşük maliyetlerle toplumun tamamına verilmesine olanak sağlamıştır. Bu nedenle bu sektörde, daha az karlı bölgelerde dahi kar ihtimali ortaya çıkar. Bu ise kamu hizmetleri alanında da rekabetin oluşmasını mümkün kılar. Direktif 2002/77/EC[4] ile 16 Eylül 2002 tarihinde değiştirilen EC Direktifi 90/388/EEC’de[5] de bundan bahsedilmektedir.
Kamusal gücün kendi kaynaklarıyla rekabete müdahale etme ihtimalinin negatif örneği olarak Letonya Cumhuriyetinin mobil iletişim piyasasındaki davranışı gösterilebilir. Bu bağlamda iki örnek durum analiz edilebilir, bunlar bahsedilen alanda piyasa faaliyetleriyle bağlantılıdırlar. Birincisi 2005 yılında üçüncü cep telefonu operatörü için lisans verilmesidir. Bu durumda kamusal güç kaynağı özel bir ticari faaliyet için verilen bir lisanstı. Bu nedenle, kamusal güç belirli bir tüccarın kendi ticari faaliyetlerini ne zaman başlatabileceğine karar vermektedir. Mobil iletişim için 1992 yılında lisans alan ilk tüccar sınırlı yükümlülüğe sahip olan SIA "Latvias mobilais telefons" şirketiydi. Bu esnada minimum sayıda müşteriye yüksek maliyetlerle hizmet sunan tek mobil iletişim operatörüydü. Devletin bakış açısından, yeni teknolojiler için test yapılması gerektiği için piyasada bir operatöre ilk olarak izin verilmesi anlaşılabilir. 1996 yılında mobil iletişim için ikinci bir sınırlı yükümlülüğe sahip firmaya SIA “Baltkom GSM” lisansı verilmiştir, bu şirket daha sonra SIA “Tele2” tarafından satın alınmıştır. Henüz doymamış piyasada müşteri potansiyeli oldukça büyük olduğu içim her iki operatör kendilerini çok rahat hissettiler, bu nedenle her iki işletme de aktif piyasa arzı için acele etmediler. Çünkü önemli rekabet baskısı hissetmiyorlardı ve müşteriler ise bir hizmet sağlayıcıdan bir diğerine geçiyorlardı. Müşteri sayısının artmasıyla hizmet bedelini azaltmak mümkün hale geldi ki, bu da rekabette temel metottur. Devlet pazara üçüncü bir servis sağlayıcının girmesini planlamışsa böyle bir durumda ülkeye en kısa sürede üçüncü bir operatörün girmesine izin vermelidir. Bu nedenle üç tüccarın üçüde eşit olarak etkili bir şekilde gelişme imkanına sahip olabilirler. Bunun sonucunda, bir veya iki tüccara üçüncü bir tüccara göre daha karlı piyasa pozisyonu vermeden, lisans, altyapı, müşterilerin çekilmesi, fiyat seviyesi gibi markete girilmesiyle birlikte ortaya çıkan potansiyel engelleri aklın bir köşesinde tutularak benzer oranda piyasa payı ve yüksek seviyede rekabet elde edilebilir. Ülke lisans vermeye ne kadar geç karar verirse, üçüncü lisansı almak isteyebilecek olan piyasa katılımcılarının kapsamını açık bir şekilde daraltan engeller o kadar büyük olacaktır. SIA “BITE Latvija”ya 2005 yılında verilen lisansla, piyasanın aslında doymuş olduğu bu anda müşterileri üçüncü bir operatöre çekmenin en büyük ihtimalinin her iki operatörün müşterilerini ikna etmek olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle piyasaya üçüncü bir operatörün girmesi beraberinde çeşitli teklifler ve fiyat indirimlerini getirmiştir. Ancak, üçüncü operatörün yapmak zorunda olduğu alışılmış yatırım miktarları lisansın birkaç yıl önce verilmiş olması durumunda yapılacak olan miktarlardan oldukça büyüktür. Sonuç olarak bunun gibi rekabet araçları müşteriler için yıllar öncesinden mevcut olabilecektir.
2005 yılında Letonya’da telekomünikasyon numaralandırma alanında kabul edilemez bir durum mevcuttu – aslında mevcut olan bütün numara kaynakları bitmişti ve mevcut 7 rakamlı numaralandırma sistemi numara kaynaklarına duyulan ihtiyacı karşılamaya yeterli değildi. 8 rakamlı numaralandırma sistemine geçiş ancak 2006 yılında gerçekleştirilmiştir. Buna rağmen ülkenin bakış açısından kabul edilemez olan bu duruma hiçbir şekilde olanak sağlamak zorunda olmadığı kabul edilmekle birlikte, numaralandırma gibi tükenmeyen bu kaynaklar bir eksiklik meydana getirmişlerdi. Buna rağmen 2005 yılının ortasındaki bakış açısından bu durumu analiz edelim. Özellikle böyle durumlarda numaralandırma kaynağı, 2005 yılında Letonya’da olduğu gibi, aynı zamanda bir ülkenin piyasayı etkilemesi ihtimalini ortaya çıkartmaktadır. Kamu Hizmetleri Düzenleme Komisyonu (bundan sonra PSRC olarak bahsedilecektir) telekomünikasyon kaynaklarından sorumluydu. 2005 yazında cep telefonu operatörleri sadece 300 000 numaraya sahiptiler. Bu PSRC kaynağının o zaman mevcut olan en büyük iki cep telefonu operatörü – SIA “Latvijas mobilias telefons” ve SIA “Tele2” - arasında ve cep telefonu piyasasında faaliyet göstermek için yeni lisans almış olan ama altyapı olarak hizmetlerinin sağlanmasını başlatmamış olan SIA "BITE Latvija" için söz konusu operatörlerin ağında hareket eden diğer birçok küçük operatör arasında bölüşülmesi gerekiyordu. 2005 yılı Mart ayında açık attırmada SIA "BITE Latvija" 40 000 numara kaynağı aldı ama bu kararı bu miktarda numara ile normal ticari faaliyeti başlatmanın imkansız olduğu değerlendirmesinde bulunarak temyiz etti[6]. 20 Temmuz 2005 tarihinde numara sayısını gözden geçirerek PSRC, SIA “BITE Latvija”ya 60 000 numara verdi[7]. Aynı zamanda 20 Temmuz 2005 tarihinde PSRC 156 ve 167 numaralı kararları benimsedi ve SIA “Latvijas mobilais telefons” ve SIA “Tele2“ye 100 000’er numara verildi[8]. Bunun gibi farklılaşmış kaynaklar için tek tartışma olarak PSRC, SIA “Latvijas mobilais telefons" ve SIA "Tele2"nin kendi numara kaynaklarını aldıktan sonra hemen kullanacağını belirtmiştir. Ama SIA "BITE Latvija" diğer ülkelerdeki kendi piyasa payını müteakip numara miktarını talep etmiştir. Bu durumda, ürünün sunulması için, kendi piyasa paylarına kadar piyasa katılımcıları için temel teşkil eden mevcut kaynakların dağıtılması sayesinde kendi kaynaklarıyla ülke davranışı rakip faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla piyasadaki hakim firma faaliyetlerini karşılaştırır. Ülke piyasasındaki hakim işletmelerin güçlendirilmesine katkıda bulunur ve eşit olmayan miktarlarda kaynaklar vererek piyasadaki rakibin olanaklarını sınırlandırır. PSRC SPRK şahsında ülke piyasa katılımcılarının hisselerini veya isteklerini takip etmemişti ama sadece karşılıklı rekabeti geliştirebilecek olan kaynakları eşit bir şekilde dağıtmak zorundaydı. Elbette, iki bakış açısının unutulmaması gerekmektedir – her şeyden önce - mevcut durum mantıksızdı, çünkü numaralandırma aslında tükenmez bir kaynaktır ve durum sadece ülkenin ihmalinden kaynaklanmıştır, çünkü daha fazla rakamlı numaralandırmaya duyulan ihtiyacı zamanında tahmin edememiştir. İkinci olarak iletişim alanında tamamen serbest rekabeti sağlamak amacıyla tüketici, göstergelerin birisi veya belirli bir kişi olarak değerlendirilebilecek olan, numarayı değiştirmeden hizmet sağlayıcıyı değiştirme ihtimaline sahip olma ihtiyacı duymaktadır. Böyle bir ihtimal olmaksızın belirli bir numaranın elde edilmesi anında gerçekte bir operatöre bağlanılıyor ve bir önceki durumda, müşterilerin cezp edilmesi açısından hakim pozisyonun kötüye kullanılmasına benzeyen başka bir bakış açısı söz konusudur. Böyle bir ihtimalin Letonya’da sadece bir sene mevcut olması nedeniyle, muhtemelen PSRC’nin kararı en büyük operatörlerde numara kaynakları azaltılmaksızın ticari faaliyetin güvenceye alınmasında belirli bir temel elde etmekteydi. Ama ortaklaşa olarak tanımlanan durumu değerlendirmek için geciken faaliyetlerin bir sonucu olarak birbiriyle karşılıklı bağlantılı işlevlerin yerine getirilmemesinin sonuçları görülmekteydi.
------------------------------------------------
3. Commission Regulation (EC) No 70/2001 of 12 January 2001 on the application of Articles 87 and 88 of the EC Treaty to State aid to small and medium-sized enterprises// OJ L 10, 13.1.2001., p.33./42.
4. Commission Directive 90/388/EEC of 28 June 1990 on competition in the markets for telecommunications services// OJ L 192, 24.7.1990, p. 10–16
5. Commission Directive 2002/77/EC of 16 September 2002 on competition in the markets for electronic communications networks and services (Text with EEA relevance)// OJ L 249, 17.9.2002, p. 21–26
6. Decision of the Council of the Public Services Regulation Commission as of March 16, 2005 no. 60// http://www.sprk.gov.lv/?sadala=11&PHPSESSID=78845397bc792620c4fa059387246e01
7. Decision of the Council of the Public Services Regulation Commission as of July 20, 2005 no. 158// http://www.sprk.gov.lv/?sadala=11&PHPSESSID=78845397bc792620c4fa059387246e01
8. Decision of the Council of the Public Services Regulation Commission as of July 20, 2005 No. 156 and 157.// http://www.sprk.gov.lv/?sadala=11&PHPSESSID=78845397bc792620c4fa059387246e01






