İçtihat Hukuku
Kişilerin dolaşım özgürlüğü alanında pek çok Avrupa Adalet Divanı kararı vardır. 1993 yılında mahkeme Kraus davasını hükme bağlamıştır. Mahkeme başka bir Üye Ülke tarafından verilmiş olan yüksek lisans akademik unvanı olan bir Topluluk yurttaşının durumunun bir işe girmesine, ya da en azından ekonomik faaliyet yürütmesine imkan sağladığının, hatta o yurttaş ile vatandaşlığını taşıdığı üye ülke arasındaki ilişki bakımından da Topluluk kanunuyla düzenlendiğini ifade etmiştir. Antlaşmanın 48 ve 52. Maddeleriyle garanti altına alınan işçiler için dolaşım serbestliği ve yerleşim hakkı Topluluk sistemi içinde temel haklardır ve eğer Üye Ülkelerin Topluluk kanunu hükümlerini vatandaşı oldukları ülkeden başka bir ülkede iş niteliklerini edinenlere uygulamayı reddetme imkanları olsaydı bu hükümler tam olarak tanınmazlardı.
En meşhur karar Avrupa Adalet Divanının Belçika Mahkemesinin kişilerin dolaşım özgürlüğü hakkındaki futbol federasyonunun kurallarının uygunluğunu talep etmesinin ardından inceleme yaptığı 1995 yılındaki Bosman davası kararıdır.
25 Ocak 2007 tarihinde Avrupa Adalet Divanı C-370/05 sayılı Festersen davasında karar verdi. Mahkeme EC 56. Maddenin, zirai mülkün edinilmesinde edinenin, ilgili tarım arazisinin bağımsız karakteristiğine bakılmaksızın sabit ikametinin 8 (sekiz) yıl bu arazide olması gerekliliğini bir şart olarak ortaya koyan ulusal mevzuatın serbest dolaşımı engellediğine karar verdi. Sadece spekülatif amaçlarla tarımsal alan edinimini engellemeyi ve böylece bu arazinin işlemek için isteyen insanlara öncelikli tahsisatını sağlamayı amaçlayan bu gibi yükümlülük içeren Ulusal mevzuatın tarımsal arazinin sınırlı doğal kaynak olduğu bir Üye Ülkede kamu yararını amaçladığı kabul edilebilir. Ne var ki, ikamet mecburiyeti böylesi bir amaca ulaşmak için gerekli olanın ötesinde bir önlem ortaya koymaktadır. İlk olarak, özellikle kısıtlayıcı olarak ortaya çıkmaktadır, şöyle ki, sadece sermayenin serbest dolaşımını kısıtlamakla kalmamakta, aynı zamanda edinenin, İnsan Haklarına Dair Avrupa Sözleşmesi ile garanti altına alınan ve Topluluk hukuk düzeniyle korunan, ikamet yerini serbestçe seçmesini kısıtlamakta, böylece temel bir hakkını aksi yönde etkilemektedir. Diğer önlemlerin, istenen amaca ulaşmak amacıyla bu mecburiyetin kabul edilmemiş olmasından daha az kısıtlayıcı olduğunu işaret eden bir şey de yoktur. Böylesi bir gereklilik, daha ziyade bir kaç senelik ikametin söz konusu olduğu bir durumla biraraya geldiğinde, gerekli olduğu düşünülen durumun ötesine geçer.
9 Ocak 2007 tarihinde Mahkeme C-1/05 sayılı Jia davasında karar verdi. Mahkeme Topluluk hukukunun Üye Ülkenin, aile üyelerinin yasal olarak bir başka Üye Ülkede ikamet ediyor olması şartıyla Topluluk yurttaşı olan kişinin serbest dolaşımdan faydalanan üye olmayan ülke vatandaşı aile üyelerine bir Üye Ülkenin ikamet izni vermesine gerek olmadığını tespit etti. Yerleşim ve hizmet hükümleri hususunda Üye Ülke vatandaşları için Topluluk içinde dolaşım ve ikamet kısıtlamalarının kaldırılmasına dair 73/148 sayılı Direktifin 1 (1) (d) Maddesi ‘bakmakla yükümlü olduklarının’, EC 6 (b) Maddesi kapsamında, doğduğu Ülkedeki ya da Topluluk yurttaşı olmak için başvurdukları zamanda gelmiş oldukları Ülke vatandaşı aile üyelerinin temel ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, başka bir Üye Ülkede yerleşik, o Topluluk yurttaşının maddi desteğine ihtiyaç duyan Topluluk yurttaşınınaile üyeleri ya da onun eşi anlamında yorumlanmalıdır. Bu direktifin EC 6 (b) Maddesi maddi desteğe ihtiyacın kanıtının uygun herhangi bir şekilde ortaya konulabilirken, ancak Topluluk yurttaşının ya da eşinin ilgili aile üyelerinin gerçek bağımlılık durumlarının varlığını ortaya koyar şeklinde yorumlanmamalıdır.
9 Kasım 2006 tarihinde Mahkeme C-520/04 sayılı Turpeinen davasında, vatandaşları oldukları Üye Ülke içinde mesleklerini icra eden ve çalışma amacı olmadan yalnızca emekliliklerinden sonra başka bir Üye Ülkede ikamet hakkını kullanan Kişilerin EC Madde 39 ile garanti altına alınan dolaşım özgürlüğü hakkına güvenemeyecekleri kararını vermiştir.
26 Şubat 2006 tarihinde Mahkeme C-137/04 sayılı Rockler davasında karar vermiştir, bu kararda, kar payı miktarının hesaplanabilmesi için işçinin belli bir minimum süre sağlık sigortası planına dahil olmasını gerektiren ebeveyne ait gelirin paylaşımıyla ilgili ulusal mevzuatın uygulanmasında, Antlaşmanın 48. Maddenin (değişiklikten sonra şimdi EC 39. Madde) işçinin Avrupa topluluklarının Birleşik Sağlık Sigortasına dahil olduğu sürenin göz önüne alınması gerektiği anlamına gelecek şekilde yorumlanmalıdır.
11 Ocak 2007 tarihinde Avrupa Adalet Divanı C-207/05 sayılı ITC davasında verdiği kararla, özel sektör işçi bulma ajansının, ajansın işe başvuran ve iş ilanı verenler arasında ve iş arayan bir insanın iş aktinin yapılmasında başvuran adına iş arayan danışman olarak bazı durumlarda arabulucu ve aracı olarak EC 39. Madde ile doğrudan Topluluk çalışanlarına verilen haklardan faydalanabilmesine imkan sağlamıştır. Tam anlamıyla etkili olması için, çalışan olarak başka bir Üye Ülkede ayrımcılığa maruz kalmadan bir işi kabul eden ve böyle bir iş arayan işçinin hakkı da, aynı zamanda, işçiler için serbest dolaşım özgürlüğünü düzenleyen kurallara uygun olarak onlara iş bulmalarında yardımcı olan bir özel sektör işçi bulma ajansı gibi aracıların doğal haklarını teşkil etmelidir.
2007 yılının sonunda Avrupa Adalet Divanı C-341/05 sayılı Laval un Partneri Ltd v Svensa Byggnadsarbetareförbundet, Svenska Byggnadsarbetareförbundets avd.1, Byggettan, Svenska Elektrikerförbundet („Laval un Partneri”) davasında kararını açıkladı. Mahkeme işçilerini İsveç’te görevlendiren Letonya şirketi Laval’ın İsveç inşaat endüstrisi içindeki ortak anlaşmaya bağlı olmak zorunda olmadığını belirtti. Bu karar doğrudan AB’nin görevlendirilen işçiler hakkındaki direktifinin uygulama alanıyla ilgilidir. Bazılarına göre, karar direktifin amacına karşı gelmektedir ve ücret azaltmayı teşvik noktasında bir dönüm noktası oluşturabilir. Mahkeme, işçilerin hizmet hükümleri çerçevesinde görevlendirilmeleriyle ilgili olarak EC 49. Maddenin, Avrupa Parlamentosunun ve Konseyin 16 Aralık 1996 tarihli 96/71/EC sayılı Direktifinin 3. Maddesinin, çalışma şart ve koşulları direktifin 3 (1) Madde, birinci paragraf, (a)’dan (g)’ye kadar olan kısımlarının, asgari ücret hariç, temel işlemlerdeki şekilde ortak hareket ederek sahaların bloke edilmesi, diğer bir Üye Ülkede kurulmuş olan hizmet sağlayıcının görevlendirilmiş işçilerinin ücretleri için pazarlık yapmaya zorlanması ve bu hususların bazıları hakkında mevcut yasal mevzuatın getirdiklerinden daha iyi şartlarda ortaya konan bir toplu sözleşme imzalamaya çalışılırken, diğer hususlara direktifin 3. Maddesinde değinilmemesini dair meseleleri kapsayan Üye Ülkelerin yasal mevzuatlarına dahil edildiği sendikaları engellediği şeklinde anlaşılmalıdır. Bir Üye Ülkede diğer şahıslar arasında toplu sözleşme imzalama amacıyla toplu hareket eden sendikalara karşı yasaklama olduğunda EC Madde 49 ve EC Madde 50 bu yasaklamayı, böylesi bir hareketin ulusal kanunun doğrudan uygulandığı çalışma şart ve koşullarıyla ilgili olması gerekmesi nedeniyle engeller.






