Sermayenin Serbest Dolaşımına Dair Avrupa Adalet Divanı Kararları
Avrupa Adalet Divanı sermayenin serbest dolaşımı alanında pek çok ilginç kararlar vermiştir. Bu gibi kararlardan birisi 14 Aralık 2006 tarihinde C-170/05 sayılı Denkavit Internationaal BV ve Denkavit France SARL davasında verildi. EC (Avrupa Konvansiyonu) Madde 43 ve EC Madde 48 yerleşik olmayan bir ana şirkete ödenen kar paylarına vergi uygulama yükümlülüğünü dayatan ve yerleşik şirketleri tamamen böyle bir vergiden muaf tutarak yerleşme özgürlüğüne ayrımcı bir kısıtlama oluşturan ulusal mevzuatı engeller. Ana şirketler arasında, kayıtlı ofislerinin yerine bağlı olarak kar payındaki vergi uygulaması üzerindeki böylesi farklılık diğer üye ülkede kurulmuş olan şirketlerin yerleşim özgürlüğünden faydalanmalarını daha az cazip kılar ve dolayısıyla bu tedbiri alan ülkede şube sahibi olmaktan, kurmaktan, devamlılığını sağlamaktan çekinmelerine sebep olarak, prensipte EC Madde 43 ve EC Madde 48 ile yasaklanan yerleşme özgürlüğünü engellemeye sebep olur. Üye Ülke tarafından vergi uygulanacak bir dizi mesuliyeti engellemek ya da azaltmak veya yerleşik bir şirket tarafından dağıtılan karların çifte vergilendirilmesini önlemek için ortaya konulan önlemler bağlamında yerleşik hissedarların kar payı almaları durumunun, başka bir Üye Ülkede yerleşik olan hissedarların kar payı almalarıyla kıyaslandığında ister istemez aynı olmadığı doğrudur. Ancak, bir Üye Ülke, ister tek taraflı ister bir sözleşme aracılığıyla, sadece yerleşik hissedarların değil aynı zamanda yerleşik olmayan hissedarların yerleşik bir şirketten aldıkları kar paylarının gelirleri üzerinde vergi uyguladığı anda, yerleşik olmayan hissedarların durumu yerleşik olan hissedarların durumuyla birbirine yakın hale gelir. Bir kez bir Üye Ülke vatandaşlarını şubeleri tarafından ana şirketlere bu şubelerin kar payı olarak dağıtılan karların vergilendirilecek bir dizi mesuliyetinden kurtarmayı seçtiğinde bu kurtarmayı yerleşik olmayanlar için de bu tür bir vergi uygulamasından faydalanacak şekilde genişletmek zorundadır.
Mahkeme 14 Kasım 2006 tarihinde C-513/04 numaralı Kerckhaert ve Morres davasını karara bağladı. Mahkeme, EC Antlaşması Madde 73b(1)’in (şimdiki Madde 56 (1) EC), gelir üzerindeki vergi kapsamında Ülke sınırları ya da diğer Üye Ülkeler sınırları içinde kurulmuş olan şirketlerin hisselerin kar payını, kaynağında düşürmek yoluyla bu diğer ülkede mahsup edilme ihtimaline imkân sağlamayarak aynı oranda vergiye tabi tutan Belçika vergi mevzuatı gibi bir Üye Ülke mevzuatını engellemediğini tespit etmiştir. Mevcut davadaki gibi durumlarda, iki Üye Ülkenin mali egemenliklerinin paralel uygulanması, dava konusu Belçika sistemi gibi gelir vergisi sistemi uygulamalarının kötü sonuçlarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır. Mevcut haliyle ve temel işlemlerdeki durumuyla Topluluk hukuku, Topluluk içinde çifte vergilendirmeyi önleme bağlamında Üye Ülkeler arasında yeterlilik alanındaki özelliği bağlamında genel bir kıstas ortaya koymaz. Dolayısıyla, çifte vergilendirme sözleşmelerinde özellikle de pay dağıtma kıstasları konusunda uluslararası vergi usullerini uygulayarak çifte vergilendirme durumlarını önlemek için gerekli tedbirleri almak Üye Ülkenin görevidir.
19 Ocak 2006 tarihinde Avrupa adalet divanı C-265/04 sayılı Bouanich davasında aldığı kararda, EC Madde 56 ve EC 58’in, hisse sermayesinin azaltılmasına bağlı olarak hisse yerleşik olmayana yapılan geri alma ödemesinin, bu hisselerin edinim bedelini düşme hakkı olmadan kar payı olarak vergilendirilirken, yerleşik hissedara yapılan aynı ödemenin edinim bedelini düşerek sermaye karı olarak vergilendirilmesine imkan sağladığını ifade eder. Bu gibi bir mevzuatın etkisi, hem bu Üye Ülkede yerleşik olmayan yatırımcıyı bu Üye Ülkede yerleşik şirketin hisselerini almaktan caydırarak, hem de dolayısıyla, bu gibi şirketlerin bu Üye Ülkede yerleşik olmayan yatırımcıdan sermaye elde etmesini kısıtlayarak sermayenin sınırlar arası transferini daha az cazip hale getirmektir. Edinimin bedelinin doğrudan hisse geri alımı esnasında yapılan ödeme ile bağlantılı olması nedeniyle, yerleşik olanlarla olmayanlar arasındaki durumda, bu noktada böylesi farklı bir muameleyi haklı gösterecek objektif bir fark yoktur.
23 Şubat 2006 tarihinde Avrupa adalet divanı kabul ettiği C-513/03 sayılı Hilten-van der Heijden kararında, EC Antlaşması Madde 73b(1)’in (şimdiki Madde 56 (1) EC) bir Üye Ülkenin mevzuatının, o Üye Ülkede ikamet etmeye son verdikten sonra 10 yıl içinde ölen bir vatandaşının varlıklarının, o Ülkede yaşamaya devam ederken diğer Ülkeler tarafından uygulanan veraset vergilerinden muaf olan birisi gibi vergilendirilmesini engellemeyecek anlamda yorumlanması gerektiğini belirtmiştir.
1 Aralık 2005 tarihinde Avrupa Adalet Divanı C-213/04 sayılı Ewald Burtscher v Josef Stauderer davasında Madde 56 (1) EC’nin ulusal mevzuatın gayrı menkul ediniminde yapılan ödemelerin alıcı tarafından, yalnızca emlak işiyle ilgili geçmişe yönelik geçersizliğiyle sonuçlanan ilgili tarihten sonra yapılmasına konu olan edinim bildiriminin sunulmasıyla geçerli olmasını engellediği kararını vermiştir. Uygun yasal araçlarla bir araya geldiğinde, önceden bildirim sisteminin aslında şehir ve kasaba planlamasını, belli bir coğrafi alanda ikinci evlerin yapımını kısıtlayarak kalıcı nüfus ve ekonomik faaliyetlere kısıtlama getirmeyi böylece kamu yararını amaçlayan orantılı bir önlem oluşturduğu doğrudur. Ancak, emlak işinin geçmişe dönük feshedilmesi, yalnızca gerekli bildirimin yapılması için, gecikme nedenlerine bakılmaksızın ve doğruluğu belirlenmiş kuralların çiğnenmesinden kaynaklanan sebepler olmadan zaman aşımını takiben otomatik olarak uygulandığında orantılı bir ceza değildir, radikal olarak tarafların amaçlarını ifade eden anlaşmayı sorgulamaya açar ve böylece menkul edinimiyle ilgili olarak özellikle önemli olan yasal kesinliğin gerekliliklerini yansıtamaz.
8 Eylül 2005 tarihli C-512/03 Blanckaert davasında Avrupa adalet divanı Madde 56 EC ve Madde 58 EC’nin, Üye Ülkenin yasasını, Ülke içinde sadece birikimlerinden ve yatırımlarından gelir elde eden ve o Üye Ülkenin sosyal güvenlik sistemi altında sigortalanmayan yerleşik olmayan bir vergi mükellefinin ulusal sigorta bağlamında vergi kredisi için hak iddia edemezken, sosyal sigorta sistemi altında sigortalanan yerleşik vergi mükellefinin sadece aynı geliri elde ederken ve sosyal sigorta katılım payı ödemezken bile vergiye tabi geliri hesaplanırken bu kredilere hak kazanmasını engellemez şekilde yorumlanması gerektiğine karar vermiştir.
5 Temmuz 2005 tarihli C-376/03 davasında Avrupa Adalet Divanı Madde 56 EC ve Madde 58 EC’nin, varlıklarının büyük kısmını yerleşik vergi mükelleflerinin tahsisatlara hak kazandığı Ülkede tutan yerleşik olmayan vergi mükelleflerini tanımayan bir varlık vergisi koyan mevzuatı engellemez. Kural olarak, varlıklarının yalnızca küçük bir kısmını yerleşik oldukları Ülkeden farklı bir üye ülkede tutan vergi mükellefleri de, sadece ikincisinin gelirinin büyük kısmı derecesinde değil aynı zamanda da varlıklarının büyük kısmı normal olarak vatandaşı oldukları ülkede yoğunlaştığı için, o Üye Ülke vatandaşları ile benzer bir durumda olmamalıdırlar. Dolayısıyla o Üye Ülke, mümkün olduğunda mevzuatlarında öngörülen tahsisatlar vererek vatandaşlarının kapsamlı ödeme yeteneklerini göz önünde bulunduracak en iyi yerdir. Bununla birlikte, ilgili otoritelerin yerleşiklere verilen tahsisatların yerleşik olmayanlara verilmesini reddetmeleri ayrımcılık teşkil etmez.
7 Eylül 2004 tarihinde mahkeme C-319/02 sayılı Man9n davasında karar verdi. Mahkeme Madde 56 EC ve Madde 58 EC’nin bir Üye Ülkedeki kurumlar vergisini vergilerini hissedarlarının sermayelerinden elde edilen gelir üzerindeki gelir vergisi yoluyla ödeyen bu şirketlerin vergileriyle dengeleyen limited şirketlerden kar payı alan tamamen vergilendirilebilir bir kimsenin vergi kredisine hak kazandırılması halinde ulusal mevzuatı engellemesi durumunda şirketlerin o Ülkede kurulmuş olması halinde muaf tutulmasına karar verdi. Bu gibi vergi mevzuatı sermayenin serbest dolaşımı üzerinde bir kısıtlama oluşturur ki, Üye Ülkede bulunan diğer bir Üye Ülkede kurulmuş şirketlere sermaye yatırmakla ilgilenen tamamen vergilendirilebilir kişiler üzerinde caydırıcı bir etkisi olur. Bunun aynı zamanda diğer Üye Ülkelerde kurulmuş olan şirketler açısından da ilgili Ülkede sermaye artırımına engel teşkil ettiği için kısıtlayıcı etkisi vardır.
15 Temmuz 2004 tarihinde mahkeme C-242/03 sayılı Weider et Paulus davasında karar verdi. Mahkeme Madde 56 (1) EC ve Madde 58 (1) (a) EC’nin gerçek kişilerin başka bir Üye Ülkede kurulmuş olan şirketlerin sermayelerine nakit aktararak hisse edinmeleri nedeniyle gelir vergisi muafiyetini reddeden bir Üye Ülkenin yasal hükmünü engellediğine karar verdi. Böylesi bir mevzuat Madde 56 EC tarafından yasaklanan sermayenin serbest dolaşımının engellenmesidir, şöyle ki, sermayelerini diğer bir Üye Ülkede kurulu olan şirketlere yatırmak isteyen Üye Ülke vatandaşlarının üzerinde cesaret kırıcı etkisi vardır; aynı zamanda diğer Üye Ülkede kurulu olan şirketler açısından da kısıtlayıcı etkisi vardır ki, ilgili Üye Ülkede sermaye artırımı üzerinde de kısıtlayıcı etki oluşturur.
Farklı bir tarihte Avrupa Adalet Divanı C-315/02 sayılı Lenz davasında karar verdi. Mahkeme Antlaşmanın 73 d (1) EC ve (3) Maddelerinin (şimdiki sırasıyla Madde 56 EC ve Madde 58 (1) ve (3) EC), bir Üye Ülkenin, ulusal kökenli sermayeden gelir elde edenlerin % 25 oranında ibra etkili bir vergi ile yarıya indirilmiş oranda olağan gelir vergisi uygulanması arasında seçim yapma hakkı sunan bir Üye Ülkenin, bu gelirin başka bir Üye Ülke kökenli olması halinde hiçbir indirime tabi olmadan olağan gelir vergisine tabi olmak zorunda bırakan mevzuatını engeller. Böylesi bir mevzuat yasaklanan sermayenin serbest dolaşımının engellenmesidir, şöyle ki, vergi mükellefleri üzerinde söz konusu Üye Ülkede yaşayıp sermayelerini başka bir Üye Ülkede kurulmuş olan bir şirkete yatırmaktan caydıran bir etki yapar; aynı zamanda diğer Üye Ülkede kurulmuş olan şirketler açısından da söz konusu Üye Ülkede sermaye artırımını caydırıcı engel oluşturarak kısıtlayıcı etki ortaya çıkarır. Bu mevzuat bu durumda Antlaşmanın 73 d (1) (a) Maddesine uygun olarak vergi işleyişindeki farklılıkları doğrulamakta olduğu gibi objektif farklılıklarla haklı çıkarılamaz. Yatırımın yapıldığı şirketin dağıttığı karların çifte vergilendirmesinin – kurumlar vergisi ve gelir vergisi- etkilerini hafifletmek için tasarlanmış bir vergi kuralıyla ilgili olarak, söz konusu Üye Ülkedeki tamamen vergilendirilebilir ve diğer bir Üye Ülkede kurulmuş olan şirketin sermayesinden gelir elde eden hissedarlar, o Üye Ülkedeki kendileri gibi tamamen vergilendirilebilir ama aynı ülkede kurulmuş olan şirketin sermayesinden gelir elde eden hissedarlarla karşılaştırılabilir bir durumdadırlar. Vergi gelirlerindeki bir düşüş, kamu çıkarında temel bir özgürlüğe karşı prensipte zıt olan bir önlemi haklı çıkarmak için güvenilebilecek ağır basan bir sebep olarak kabul edilemez.






