Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, İlk Derece Mahkemesi ve Kamu Hizmetleri Mahkemesi
1. Avrupa Toplulukları Adalet Divanının Kompozisyonu ve Yapısı
Avrupa’nın oluşum amacı doğrultusunda, Üye Devletler (şu anda 27 Üye Devlet var ) spesifik alanlarda kanunlar kabul eden kurumlarla birlikte, önce Avrupa Topluluklarını ardından AB’ni meydana getiren antlaşmaları yaptı.
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı Topluluğun yargı kurumudur. 3 mahkemeden oluşur; Adalet Divanı, İlk Derece Mahkemesi ve Kamu Hizmetleri Mahkemesi Bu mahkemelerin başlıca görevi Topluluk kurallarının yasallığını incelemek ve Topluluk hukukunun tek bir şeklide yorumlanmasını sağlamaktır.
Adalet Divanı 27 yargıç ve 8 savcıdan oluşmaktadır. Yargıç ve savcılar tekrar seçilebilmek üzere 6 yıllığına Üye Devletlerin hükümetleri tarafından ortak mutabakatla atanmaktadır. Bu mevkiiye seçilecek olanlar kendi ülkelerinde en yüksek yargı makamlarına atanabilecek nitelik ve yeterliliğe sahip, bağımsızlıklarından asla şüphe duyulamayan kişilerdir.
Divanın yargıçları aralarından birini tekrar seçilebilmek üzere 3 yıllığına Divan Başkanı olarak seçer. Başkan Divan personelini ve işleri yönetir ve daire ve genel kuruldaki oturum ve müzakerelere başkanlık ederler.
Başsavcı Mahkemeye katkıda bulunur. Kendilerine verilmiş davalarla ilgili olarak etki altında kalmadan ve bağımsız olarak görüş bildirmekle sorumludurlar.
Sicil memuru kurumun genel sekreteri olup, Divan Başkanının yetkisi altında Divan bünyesinde yer alan bölümlerin işleyişini idare eder.
Divan; daire olarak, 13 yargıçtan oluşan Yüksek Mahkeme ya da 3 veya 5 yargıçtan oluşan mahkeme şeklinde görev yapar. Divan statüsüne göre ise (Tam Yetkili Mahkeme) daire olarak çalışır (yükümlülüklerini yerine getirmediğinden dolayı görevine son verilmesi söz konusu olan Ombudsman veya Avrupa Komisyonu Üyeleriyle ilgili yargılama usulleri gibi.), İstisnai olarak yorumladığı davalar için de Tam Yetkili Mahkeme statüsünde görev yapar. Yargılamanın bir tarafı olan bir Üye Devletin ya da bir kurumun talebine istinaden ise Yüksek Mahkeme olarak görev yapar. Genellikle önemli ve karmaşık davalarda bu durum söz konusudur. Diğer davalar ise 3 veya 5 yargıçtan oluşan mahkeme statüsünde yürütülür. 5 yargıçtan oluşan Mahkemenin Başkanı 3 yıllığına, 3 yargıçtan oluşan Mahkemenin Başkanı ise bir yıllığına seçilir.
Görevini tam anlamıyla yerine getirebilmesini teminen, Divana, ön karar ve çeşitli kategorilerdeki yargılama usulleri çerçevesinde, açıkça tanımlanan bir yargı yetkisi verilmiştir.
İçtihat hukuku çerçevesinde, Adalet Divanı, yetkileri dahilinde Topluluk hukukunu uygulamaları, topluluk vatandaşlarına sağlanan hakları korumaları (Topluluk hukukunu doğrudan uygulayarak) ve Topluluk hükümlerinden öncesinde veya sonrasında da yer alsa, Topluluk hükümleriyle tezat teşkil eden ulusal hükümleri uygulamamaları için (Topluluk hukukunun ulusal hukukun önünde yer alması) yönetimlere veya ulusal mahkemelere yükümlülükler tanımlamıştır.
Adalet Divanı, önce Topluluk hükümleri tarafından bireylere tanınan hakların korunmasında önemli bir rol oynayan ikinci olarak ise Üye Devletlerin Topluluk hükümlerini daha özenli bir şekilde uygulamalarına katkıda bulunan, Topluluk Hukuku ihlalleri için Üye Devletlerin yükümlülük prensibini tanımıştır. Üye Devletler tarafından yol açılan ihlaller bazı durumlarda kamu fonlarına ciddi bir yük getirecek şekilde tazminatlarla sonuçlanmaktadır. Bunun ötesinde, bir Üye Devletin topluluk hukukunu ihlal etmesi mahkeme huzuruna getirilebilir ve Mahkeme periyodik olarak/ veya toplu bir ödeme cezasını uygun görebilir.
Adalet Divanı aynı zamanda Topluluk hukukunu uygulayan olağan mahkemeler ile de bağlantılı olarak çalışır. Topluluk hukukuyla ilgili bir uyuşmazlık üzerine karar vermek üzere görevlendirilen herhangi bir ulusal mahkeme ön kararlar için Adalet Divanına sorular yöneltebilir/yöneltmelidir. Mahkeme Topluluk hukukunun bir hükmünün legalitesini gözden geçirmek ya da yorumlamak durumundadır.
İçtihat hukukunun gelişmesi; Topluluk mevzuatının vatandaşlara günlük hayatlarında sağlamış olduğu hakları korumak suretiyle, Avrupa yurttaşları açısından legal bir çevrenin yaratılmasına katkıda bulunmasıyla izah edilebilir.
Kendi içtihat hukukunda (1963 yılında Van Gend & Loos ile başlayan ), Mahkeme, Üye Devletlerde Avrupa vatandaşlarının kendi ulusal mahkemelerinden önce Topluluk hükümlerine güvenmesini sağlayan, Topluluk hukukunun doğrudan etkisi prensibini tanımıştır.
Van Gend & Loos Nakliye Şirketi Almanya’dan Hollanda’ya mal ithal etmekteydi ve gümrük vergisi ödemek durumundaydı, oysa AET Antlaşması çerçevesinde Üye Devletler arasında yapılan ticarette gümrük vergisi uygulaması/artışları yasaktı. Bu durum ulusal mevzuat ile AET Antlaşması hükümleri arasındaki çelişkiyi gündeme getirdi. Mahkeme bir Hollanda mahkemesi tarafından sorulan soruyu doğrudan etki prensibiyle açıkladı, bu durumda taşımacılık şirketinin hakları ulusal mahkemeden önce Topluluk hukuku tarafından garanti altına alınmış oldu.
1964 yılında, Costa kararı Topluluk hukukunun ulusal yasanın üzerinde olduğunu hükme bağladı. Bu durumda, bir İtalyan Mahkemesi, Adalet Divanına, İtalya’da elektrik enerjisinin dağıtımı ve üretiminin ulusallaştırılmasının AET Antlaşmasının belirli hükümlerine uygun düşüp düşmediği şeklinde bir soru yöneltti. Mahkeme tüm Üye Devletler tarafından aynı şekilde uygulanmak üzere, Topluluğun yasal düzenine yerleştirerek Topluluk hukukunun öncelik prensibini ortaya koydu.
1991 yılında, Francovich ve diğerlerinde, Mahkeme başka bir kavram yarattı; Bir Üye Devlet tarafından Topluluk Hukukunun ihlali nedeniyle o üye Devletin vatandaşlarına karşı yol açmış olduğu zarardan dolayı yüklendiği yükümlülük. 1991 den bu yana Avrupa yurttaşları devletin Topluluk hükümlerine karşı ihlalinden dolayı uğradıkları zararın tazmini yönünde girişimde bulunma hakkına sahip oldular.
Müflis işverenlerinden alacakları olan 2 İtalyan vatandaşı; İtalya devletinin, işverenlerin müflis olmaları durumunda işçilerin haklarını korumak konusunda Topluluk hükümlerini uygulamadığını ileri sürdü. Bir İtalyan mahkemesinin kararından hareketle, Mahkeme söz konusu yönetmeliğin vatandaşların haklarını korumak üzere düzenlendiğini ileri sürdü. Mahkeme böylece Devlete yönelik olarak zararların tazmini yönünde faaliyette bulunulabilme olanağını yaratmış oldu.
Mahkemelerde verilmiş binlerce karar çerçevesinde, çoğunluk, özellikle ön kararlar, Avrupalı vatandaşların günlük hayatları üzerinde önemli sonuçlar yaratmıştır. Bu kararların bazıları Topluluk hukukunun önemli alanlarından örneklerle gösterilmiştir.
1979 yılındaki malların serbest dolaşımına ilişkin Cassis de Dijon kararından bu yana, tüccarlar, Topluluk içinde bir ülkeden başka bir ülkeye, özel bir öncelik taşımaması ve yasal olarak pazarlanması ve üretilmiş olması kaydıyla, mal ithal edebilmektedir. örneğin; sağlık ve çevrenin korunmasına yönelik olarak bir malın ithalinin yasaklanması.
Kişilerin serbest dolaşımına ilişkin olarak verilen bir çok yargı kararı vardır.
Kraus(1993) kararında, Mahkeme, lisans üstü akademik bir unvanı olan ve başka bir Üye Devlet tarafından ödüllendirilen ve o ülkede ekonomik bir faaliyet ya da meslek icra etme hakkı tanınan bir kişiye, kendi ülkesi ile olan ilişkilerine rağmen, Topluluk hukukunun uygulanmasını uygun gördü. Buna bağlı olarak, şayet bir üye Devlet idari yetkiye konu olan bölgede bu unvanı kullanabilirse, yetki prosedürünün sadece bu unvanın uygun bir şekilde verilip verilmediği hususunun doğrulanması amacına yönelik olması gerekir.
En çok bilinen davalardan biri de Bosman (1995) davasıdır, bu davada Mahkeme vermiş olduğu kararda, bir Belçika Mahkemesinin futbol federasyonu kurallarının işçilerin serbest dolaşımı konusundaki mevzuata uygunluğu konusunda vermiş olduğu kararı referans almıştır. Bu karara göre profesyonel spor bir ekonomik faaliyettir ve Üye Devletlerin vatandaşı olan oyuncular için oyuncu sayısı kısıtlaması ya da oyuncuların transferlerini düzenleyen kurallar üzerinde kısıtlamalar getirilemeyeceği ileri sürülmüştür. Bu prensip ortaklık anlaşmaları kapsamında Avrupa Topluluklarına üçüncü ülkelerden gelen profesyonel sporcular için alınan kararlara kadar uzanmıştır. (Deutscher Handballbund, 2003) ve (Simutenkov, 2005).
1989 yılında Paris metrosunda tacize uğrayan ve ciddi bir şekilde yaralanan bir İngiliz turist ile ilgili kararında; bir Fransız Mahkemesinin kararına dayanılarak, Mahkeme, bir turist olarak kendisinin ülkesi dışında bulunduğu ve vatandaşlık zemininde Topluluğun ayırımcılığa karşı yasa prensiplerinden yararlanacağını ileri sürdü. Bu itibarla, İngiliz turist bir Fransız vatandaşının talep edebileceği kadar tazminat talebinde bulunmaya hak kazandı. (Cowan).
Lüksemburg Mahkemelerinin kararları çerçevesinde, Mahkeme; Başka bir ülke topraklarında sigorta kapsamına giren diş tedavisinin masraflarının karşılanmamasını öngören ulusal bir mahkeme kararının hizmetlerden serbest olarak yararlanabilme ile ilgili prensip üzerinde bir kısıtlama getirdiğini ileri sürdü (Kohll,1998) ve yurt dışında satın alınan gözlük ile ilgili masrafların karşılanmasına yönelik talebin reddini malların serbest dolaşımı konusunda yanlış ve bir kısıtlayıcı unsur olarak niteledi (Decker, 1998).
Temel haklara bu şekilde saygı gösterilmesi yasanın genel prensiplerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Mahkeme bu tür hakların korunması konusuna önemli bir katkı sağlamış bulunmaktadır. Konuya bu şekilde yaklaşıldığında, tüm Üye Devletler tarafından uygulanması söz konusu olan ve Üye Devletlerin özellikle Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu olmak üzere imzalamış oldukları ya da işbirliği yaptıkları insan haklarına ilişkin uluslararası antlaşmalar ve anayasal gelenekleri gündeme gelmektedir.
Polise karşı girişilen sayısız terörist saldırıdan sonra,, Kuzey İrlanda‘da polis memurları ateşli silah taşımaya başladı. Ancak, kamu güvenliği çerçevesinde kadın polislerin ateşli silah taşıma yetkileri bulunmuyordu (Mahkemeler huzurunda yargılanması söz konusu olmayan yetkili bakanın hazırladığı bir sertifikaya dayanarak). Netice itibariyle, Kuzey İrlanda’da polis teşkilatında tam gün görev yapılacak kadrolarda kadınlara yer verilmemeye başlandı. Bir İngiliz Mahkemesinin almış olduğu bir karara dayanarak, Mahkeme; ulusal bir yetkili organ tarafından verilmiş bir sertifikanın mahkemeler tarafından incelenmesi hakkının devre dışı bırakılmasının- cinsiyet ayırımına maruz kaldıklarını düşünen vatandaşlar üzerinde ( Johnston 1986)- etkin yargı kontrolü prensibi ile bağdaşmadığı sonucuna varmıştır.
Avrupa vatandaşlığı açısından, Mahkeme, vatandaşlara her Üye Devlet bünyesinde ikamet hakkı tanındığını ileri sürmektedir. Bu çerçevede, küçük yaştaki Üye Devlet Vatandaşının sağlık sigortasından yararlanması ve dilediği yerde ikamet edebilmesi söz konusudur. Mahkeme; Topluluk hukukunun üçüncü ülke vatandaşı olan çocuğun gerekli kaynaklara sahip olması gerektiği zorunluluğunu bahşetmediği ve aynı zamanda annesine vatandaşlık verilme talebinin reddinin çocuğun da ikamet hakkını olumsuz yönde etkileyeceği sonucuna vardı (Zhu and Chen, 2004).
Aynı kararda, Mahkeme; bir üçüncü ülke vatandaşının üye Devlet vatandaşlığına sahip olmasındaki amacının topluluk hukuku çerçevesinde o ülkede ikamet etme hakkını elde etmeye yönelik olması halinde bile , bir Üye Devletin başka bir Üye Devletin vatandaşlık vermesinin etkilerini kısıtlamasına müsaade edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
2. Yeterlik
Görevlerini tam olarak ifa edebilmesini teminen, Mahkemeye, ön kararları ve çeşitli kategorilerdeki yargılama usulleri çerçevesinde, açık bir yargılama tanımı sağlanmıştır.
2.1. Ön kararlar üzerine referanslar
Adalet Divanı, Topluluk yasası ile ilgili konularda normal mahkeme statüsünde görev yapan Üye Devletler bünyesindeki tüm mahkemelerle işbirliği içerisindedir. Topluluk mevzuatının etkin ve yeknesak işleyebilmesi ve birbirinden farklı yorumlara yol açılmamasını teminen ulusal mahkemeler bazen Adalet Divanına Topluluk ile ilgili bir konunun açıklığa kavuşturulması için başvurabilirler/başvurmalıdırlar ve bu şekilde verdikleri kararlardan emin olabilirler, örneğin kendi ulusal mevzuatlarının Topluluk mevzuatı ile çelişip çelişmediği konusunda Divana danışabilirler. Adalet Divanının konuya ilişkin cevabı tam bir görüş olmamakla beraber bir yargı kararı veya gerekçeli karar /mahkeme ilamı özelliğini taşır. Yapılan yorum Uyuşmazlığın çözümü için başvurulan mahkemeyi bağlamaktadır. Adalet Divanının yargı kararı aynı problemle karşılaşılmadan önce diğer mahkemeleri de bağlar.
Bu şekilde ön kararların referans alınması vasıtasıyla Avrupa vatandaşlarının kendilerini etkileyen Topluluk hükümleriyle ilgili olarak aydınlatıcı bilgi temin etmeleri mümkün olur. Böyle bir referans sadece bir ulusal mahkeme tarafından alınsa da, mahkeme huzurundaki tüm taraflar, Üye Devletler ve Avrupa Kurumları Adalet Divanının yargılama usulleri içerisinde yer alabilir. Bu şekilde, Topluluk ile ilgili çok sayıda önemli prensip ön karar vasıtasıyla oluşturulabilir, bazen de Asliye Hukuk Mahkemesine yöneltilmiş olan soruların cevaplarından da yararlanmak söz konusu olabilir.
2.2. Yükümlülüklerin yerine getirilmesinde başarısızlığa uğranması
Bu davalar/fiiller Adalet Divanının, bir Üye Devletin Topluluk hukuku çerçevesinde yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği konusunda karara varmasını sağlar. Adalet Divanının huzuruna davayı getirmeden önce, Komisyon, kendisine yöneltilen suçlamalara cevap verme fırsatı sağlanan Üye Devletin yer aldığı bir ön prosedür yürütür. Şayet bu prosedür Üye Devletin yaptığı hatayı sürdürmesini engellemez ise, Adalet Divanının huzuruna Topluluk hukukunun ihlaline ilişkin bir dava getirilebilir.
Komisyon ya da Üye Devlet bir fiili/davayı getirebilir. – uygulamada bu genellikle dava şeklindedir- şayet Mahkeme bir yükümlülüğün ifa edilmediğini tespit ederse, Üye Devletin buna gecikmeden son vermesi gerekir. Şayet Komisyon tarafından bir başka fiil/dava getirildikten sonra Adalet Divanı ilgili Üye Devletin yargı kararını uygulamadığını tespit ederse, söz konusu Devlete sabit ya da zaman içinde ödenecek mali bir ceza verilebilir.
2.3. Fesih/İptal davası
Bir iptal davası ile, başvuru sahibi kurum tarafından kabul edilmiş bir kararın iptali cihetine gider (yönetmelikTüzük, direktif veya karar). Adalet Divanının, bir üye Devlet tarafından AP ve/veya Konseye karşı veya bir Topluluk kurumu tarafından diğerine karşı olarak getirilmiş davalar/fiiller üzerinde özel yargı yetkisi vardır. (Konsey Kararlarından ayrı olarak Devlet yardımı, damping ve uygulayıcı yetkiler/güçler) İlkderece Mahkemesinin bu türdeki davalarda ve özellikle bireyler tarafından getirilmiş olan davalarda ilk derecede yargı yetkisi bulunmaktadır.
2.6.2.4. Eylemsizlik Davası
Bu davalar Topluluk kurumlarının hatalarının meşruluğunu sağlar. Ancak, bu tür bir dava ilgili kuruma eyleme geçmesi yönünde çağrıda bulunulmasıyla mümkündür. Eylemsizlik davası kanuna aykırı olarak mütalaa edilirse, ilgili kurumun doğru uygulamalarla buna son vermesi gerekir. Eylemsizlik davasıyla ilgili yargı kararları iptal davalarında olduğu gibi Adalet Divanı ve İlkderece Mahkemesi arasında paylaşılır.
2.5. Temyiz
Yasanın belirli hususlarıyla ilgili temyiz Adalet Divanının huzuruna ancak İlkderece Mahkemesinin yargı ve talimatları ile gelir. Şayet temyiz talebi kabul edilebilir ve olumlu mütalaa edilirse, Adalet Divanı İlkderece Mahkemesinin kararını bozar. Ülkenin hukuki usulleri elveriyorsa, dava ile ilgili kararı bizzat Divan verir. Aksi takdirde, Divan, temyiz ile ilgili olarak verilen kararın bağlayıcılığı altında, davayı İlkderece Mahkemesine geri gönderecektir.
2.6. Mahkeme kararlarını yeniden incelenmesi
Temyiz konusu İlkderece Mahkemesinin kararları Avrupa Birliği Kamu Hizmetleri Mahkemesinin kararlarının aleyhi yönünde ise, istisnai durumlarda, Adalet Divanı tarafından yeniden incelenir.
3. Prosedür
Davanın türü ne olursa olsun, açık oturum şeklindeki mahkemede bir yazılı aşama ve genellikle de bir sözlü aşama vardır. Ancak, ilk, ön kararlar ile ikincisi, “doğrudan davalar /fiiller” olarak bilinen diğer dava/fiiller arasında bir ayırım olmalıdır.
3.1. Mahkeme ve yazılı süreç öncesinde yargılama usullerinin başlaması
Ön kararlar ile ilgili olarak ulusal mahkeme, genellikle ulusal prosedür çerçevesindeki bir yargı kararı şeklinde, Adalet Divanına Topluluk hukukunun bir hükmünün geçerliliği veya yorumu hakkında sorular yöneltir. Bu talep Mahkemenin tercüme hizmetleri tarafından tüm topluluk lisanlarına çevrildiğinde, Sicil Bölümü bunu ulusal yargılama sürecindeki tüm taraflara, Üye Devletlere ve kurumlara duyurur. Duyuru AB’nin Resmi Gazetesinde soruların içerikleri ve tarafların isimleriyle birlikte yer alır. Taraflar, Üye devletler ve AB kurumları Adalet Divanına yazılı gözlemlerini bildirmek üzere iki aylık bir süreye sahiptir.
Bir davanın Mahkemenin huzuruna getirilebilmesi için Sicil Bölümüne başvuruda bulunulması gerekir. Sicil memuru başvuru sahibinin talep ve iddialarına yer vermek suretiyle Resmi Gazetede dava ile ilgili bir duyuruda bulunur. Aynı zamanda, söz konusu başvuru savunmasını bir aylık süre zarfında sunmasını teminen dava edilen tarafa da iletilir. Her dava için ayrılan bir ay süre zarfında başvuru sahibi bir cevap hazırlar, davalı da buna karşı bir cevap hazırlar. Bu dokümanların teslimine ilişkin olarak verilen süreye Başkan tarafından bir ek süre verilmediği sürece riayet edilmesi gerekmektedir.
Tüm dava türlerinde, davayı izlemekle mesul bir Raportörü ve savcı, sırayla Başkan ve Umumi savcı tarafından atanır.
3.2. Hazırlık araştırması ve oturumun raporu
Tüm yargı usullerinde, yazılı prosedür sona erdiğinde, taraflara bir aylık süre içinde cevap vermeleri için niçin bir oturumun yapılmasını istedikleri sorulur. Mahkeme, Yargıç Raportörünün raporunu okuduktan ve savcının görüşlerini dinledikten sonra, Mahkeme, hazırlık araştırmasına gerek olup olmadığı, ne tür bir dava yürütüleceği ve Başkan tarafından tarihi belirlenecek bir sözlü duruşmanın yapılıp yapılmayacağı hususlarında karara varmak durumundadır. Raportör ileri sürülen olayları, suçlamaları, tarafların ve müdahillerin argümanlarını rapor eder. Rapor duruşmanın lisanına göre açıklanır.
3.3. Açık Duruşma ve Savcının görüşü
Dava Yargıçlar Kurulu ve savcıdan önce açık duruşmada görüşülür. Yargıç ve savcı taraflara istedikleri soruları yöneltir. savcı, Adalet Divanından önce, yine açık duruşmada fikrini bildirir. Savcı davanın kanuni yönlerini detaylıca analiz eder ve tamamen bağımsız olarak ortadaki sorun için ne yapılması gerektiği konusundaki düşüncelerini Adalet Divanına bildirir. Böylece sözlü prosedür sona ermiş olur. Şayet dava ile ilgili olarak bir hukuk sorunu tespit edilmez ise, Mahkeme, savcıyı dinledikten sonra, herhangi bir görüş bildirmeksizin bir karara varır.
3.4. Yargı Kararları
Yargıç, Raportör tarafından hazırlanan taslak yargı kararını istişare eder. Mahkeme bünyesinde yer alan her Yargıç değişiklik önerebilir. Adalet Divanının kararı oy çokluğuna göre alınır ve muhalif görüşlerle ilgili kayıtlar açıklanmaz. Kararlar duruşmada yer alan tüm yargıçlar tarafından imzalanır ve hüküm kısmı açık duruşmada açıklanır. Kararlar ve savcının görüşleri açıklandıkları gün Mahkemenin internet sitesinde yer alır. Çoğu davanın yargı kararları Avrupa Mahkeme Raporlarında yayınlanır.
3.5. Prosedürün Özel Formları
3.5.1. Gerekçeli Karar
Ön karara atfen sorulan bir soru şayet Mahkemenin cevaplamak üzere olduğu bir soruyla benzer ise veya sorulan sorunun cevabı çok belirgin ise veya mevcut içtihat hukukundan alınmış ise, Adalet Divanı, savcıyı dinledikten sonra, söz konusu soruya ya da mevcut içtihat hukukuna ilişkin olarak belirli ya da daha önceki bir kararı zikrederek gerekçeli kararını verir.
3.5.2. Hızlandırılmış Prosedür
Hızlandırılmış prosedür Mahkemenin kararlarını çok acil durumlarda zaman sınırlarını kısaltmak ve prosedürdeki bazı belirli adımları dikkate almamak suretiyle bir an önce vermesini sağlar. Taraflardan birinin müracaatı üzerine, Mahkeme Başkanı, diğer tarafları da dinledikten sonra, mahkemenin aciliyeti ile ilgili olarak hızlandırılmış prosedüre başvurulup başvurulmayacağına karar verir. Bu tür bir prosedür ön kararlara bir referans olarak da kullanılabilir. Bu durumda, başvuru ön karara varmak durumunda olan bir ulusal mahkeme tarafından yapılır.
3.5.3. Geçici Önlemler için Başvurular
Geçici önlemler için yapılan başvurular bir kurumun kabul ettiği ve bir dava/fiilin ana konusunu oluşturan veya taraflardan birine karşı ciddi ve onarılamaz bir zararın önlenmesine yönelik bir geçici önlemin işleyişini askıya alınması için yapılır.
3.5.4. Yargılama Sürecinin Maliyetleri
Adalet Divanından önce yargılama süreci için mahkeme ücretleri söz konusu değildi. Diğer taraftan, Mahkeme, bir Üye Devlet Mahkemesinin huzurunda tarafları temsil etmek için tayin edilmiş olan bir avukatın masraf ve harcamalarını karşılamamaktadır. Ancak, hukuki süreçteki masrafları kısmen ya da tamamen karşılayamayacak durumda olan bir taraf, bir avukat tutmadan, adli yardım için başvurabilir. Başvuru, ihtiyacı karşılamaya yönelik tüm kanıtlarla birlikte yapılmalıdır.
3.5.5. Dilbilimi/Linguistik Rejimi
Tüm davalarda, uygulamada kullanılan lisan (AB’de konuşulan 23 resmi lisandan biri) “davanın lisanı” olacak olup, bu lisan hukuki sürecin yürütüleceği lisandır. Ön kararlarlar ile birlikte davanın lisanı Ulusal Mahkemenin Adalet Divanına referans yaptığı lisandır. Duruşmalardaki sözlü ifadeler AB nin çeşitli lisanlarına simültane olarak tercüme edilmektedir. Yargıçlar kararlarını, tercümana gerek olmadan, genellikle Fransızca açıklarlar.
4. Asliye Hukuk Mahkemesi
İlkderece Mahkemesi her Üye Devletten en az bir Yargıcın katıldığı (2007 de 27 ülke) bir mahkemedir. Yargıçlar yeniden seçilebilmek üzere 6 yıllığına Üye Devletlerin hükümetlerinin mutabakatıyla seçilirler. Aralarından 3 yıllığına kendi Başkanlarını seçerler. 6 yıl süre ile görev yapmak üzere de Sicil memuru seçerler.
Yargıçlar tamamen tarafsız ve bağımsız olarak görevlerini ifa ederler.
Adalet Divanı gibi, İlkderece Mahkemesinin de, sürekli görev yapan savcılar bulunmamaktadır. Ancak, bu görev istisnai durumlarda yargıç tarafından ifa edilebilir. İlkderece Mahkemesinda 3 ya da 5 Yargıçtan oluşan Mahkeme/komisyonlardan oluşur. Bazı durumlarda da tek Yargıç vardır. Aynı zamanda Büyük Mahkeme/Komisyon( on üç yargıçtan oluşan) veya davanın önemine ya da karmaşıklığına binaen Tam Heyet Olarak Görev Yapan Mahkeme şeklinde çalışır. Davaların yüzde 80’i 3 yargıçtan oluşan Komisyondan müteşekkil İlkderece Mahkemelerinin huzuruna gelir. 5 yargıçtan oluşan Komisyondan müteşekkil Mahkemenin Başkanı Yargıçlar arasından 3 yıllığına seçilir. İlkderece Mahkemesinin kendi Sicil Bölümü vardır fakat diğer idari ve dilbilimi ihtiyaçları için Adalet Divanının hizmetlerinden yararlanır.
4.1. Yeterlik
İlkderece Mahkemesinin yargılama yetkisine sahip olduğu konular şunlardır: 1) Topluluk Kurumlarının hareketlerine ya da bu bu kurumların taraf olduğu eylemsizlik davalarına karşı gerçek ya da tüzel kişiler tarafından doğrudan getirilen davalar, örneğin, şirket üzerine vermiş olduğu bir cezaya ilişkin olarak Komisyon aleyhine açılan bir dava gibi. 2) Komisyon aleyhine Üye Devletler tarafından açılan davalar; 3) Devlet yardımları, “damping” ile ilgili kanunlar ya da uygulama yetkisini aldığı kanunlarla ilgili olarak Konsey aleyhine üye Devletler tarafından açılan davalar; 4) Topluluk kurumları ya da personeli tarafının yol açılmış olduğu zararların tazminine ilişkin davalar; 5) İlkderece Mahkemesine yargı yetkisi veren Topluluklar tarafından yapılmış olan sözleşmelere dayanan davalar; 6) Topluluk markaları ile ilgili davalar; 7) Kamu Hizmetleri Mahkemelerinin kararları aleyhine, kanun hükümleriyle sınırlı, temyizler. İlkderece Mahkemesi tarafından verilen yargı kararları iki aylık bir sure için temyize konu olup, Adalet Divanına yönelik olarak hukuki sorularla sınırlıdır.
4.2. Prosedür
İlkderece Mahkemesinin kendi usul kuralları vardır. Genel olarak, süreç yazılı ve sözlü aşamadan oluşur. Bir avukat ya da acenta/kuruluş tarafından Sicil Ofisine gönderilen bir başvuru ile birlikte süreç başlar. Davanın ana hususları bir duyuru ile tüm AB lisanlarında AB’nin Resmi Gazetesinde yayınlanır. Sicil memuru başvuruyu bir savunma müracaatında bulunmasını teminen karşı tarafa gönderir. Başvuru sahibi belirli bir süre dâhilinde bir cevap doldurur, sanık da buna bir cevap hazırlar. İlkderece Mahkemesinden önce herhangi bir kişi, bir Üye Devlet ya da bir Topluluk Kurumu şayet bu davanın neticesi ile ilgili olarak bir menfaat ispat edebilirse, dava sürecine müdahil olabilir. Müdahil, tarafların daha sonra cevap verme hakkının bulunduğu, taraflardan birinin aleyhine ya da lehine iddialar içeren bir açıklamada bulunur. Bazı durumlarda, müdahil taraf sözlü aşamada gözlemlerini de sunabilir. Sözlü aşamada açık duruşma şekli izlenir. Avukatların dinlenmesiyle birlikte Yargıç tarafların temsilcilerine sorular yöneltir. Raportör, duruşma için, olayları, her iki tarafın ve uygulanabilmesi mümkün ise müdahilin argümanlarını bir rapor şeklinde özetler. Bu doküman mahkeme lisanıyla açıklanır. Yargıçlar, Raportör tarafından hazırlanan bir yargı metnine dayanarak kararı açıklar ve yargı kararı açık duruşmada açıklanır.
İlkderece Mahkemesi huzurundaki prosedür mahkeme ücretlerine tabi değildir. İlkderece Mahkemesi bir Üye Devlet Mahkemesi huzurunda tarafları temsil etmek üzere tayin edilen bir avukatın masraflarını karşılamaz. Öyle olsa bile, davanın masraflarını karşılamaktan yoksun olan bir kişi kanuni yardım için müracaat edebilir.
4.2.1. Geçici Yargılama Usulleri
İlkderece Mahkemesi huzuruna getirilen bir dava itiraza konu olan kanunun işleyişini askıya almaz. Ancak mahkeme uygulamanın askıya alınmasını ya da geçici tedbirlerin alınmasına hükmedebilir. İlkderece Mahkemesi Başkanı veya gerekirse başka bir Yargıç gerekçeli bir karar çerçevesinde geçici tedbirlerin uygulanmasını uygun görebilir. Geçici Tedbirlerin alınabilmesi 3 şartta geçerlidir: A) yargılama sürecinin özünün ilk bakışta olumlu mütalaa edilmesi; B) başvuru sahibinin bu önlemlere acilen gerek duyulduğunu ve bu önlemler olmadan ciddi ve onarılamaz bir biçimde zarar göreceğini ortaya koyabilmesi; C) geçici tedbirlerin tarafların çıkarları ve devletin çıkarları arasında bir denge sağlaması. Karar geçici nitelikte olup, asıl yargılama süreci için karara bir ön yargı teşkil etmez. Buna ilaveten, Adalet Divanından önce bir temyiz gündeme gelebilir.
4.2.2. Hızlandırılmış Prosedür
Bu prosedür acil olduğu mütalaa edilen dava konusu uyuşmazlık hakkında Mahkemenin hızlı karara varmasını sağlar. Hızlandırılmış prosedür davacı ya da davalı tarafından talep edilebilir.
4.2.3. Linguistik Kullanımı
Başvuru için kullanılacak lisan,- AB nin 23 resmi lisanından biri- davanın görüleceği lisan olacaktır.(spesifik hükümlerin uygulanmasına yönelik bir ön yargı teşkil etmeksizin). Sözlü aşamadaki duruşma gerektiğinde simültane olarak AB lisanlarına tercüme edilecektir. Yargıçlar, tercüman olmaksızın, genellikle Fransızca olarak kararı açıklar.
4.3. İçtihat Hukuku
Başlangıcından itibaren 2006 yılının sonuna kadar Mahkeme 5,200 ün üzerinde davaya bakmıştır. İçtihat Hukuku özellikle fikri mülkiyet, rekabet ve Devlet yardımları konularında gelişmiştir. Bir kaç örnek vererek İlkderece Mahkemelerinin huzuruna ne tür davaların geldiğini anlamak mümkündür. Henkel Şirketi; çamaşır tozu veya bulaşık makinesi tableti markasının tescili için, Topluluk markalarının promosyonundan ve yönetiminden sorumlu Dahili Piyasa Uyum Ofisine (Marka ve Tasarımlar) (OHIM’ne) müracaatta bulundu. Başvuru konusu 3 boyutlu marka kırmızı ve beyaz boyalı yuvarlak bir tablet idi. Başvurunun OHIM/Dahili Piyasa Uyum Ofisi tarafından ret edilmesi üzerine başvuru sahibi kararın bozulmasını teminen davayı İlkderece Mahkemesine götürdü. Bir Topluluk Yönetmeliği hükmüne göre, ayrımcılık içeren bir markanın tescili mümkün bulunmamaktadır. Bu davada itiraz konusu marka, ürünün kendisini ifade etmesine yönelik bir şekil ve renkte tasarlanmıştı. Mahkeme bir seçim yapacak müşterilerin karar verirken, söz konusu marka ile diğer üreticilerin ürünleri arasında bir ayırım yapmalarının mümkün olmadığına karar verdi. Sonuç itibariyle, Mahkeme, OHIM’nin 3 boyutlu ürünün ayırımcılık özelliklerini taşımadığına ilişkin kararına istinaden, davayı ret etti ( Henkel v OHIM, 2001 kararı).
Birleşme davaları ile ilgili olarak Airtours, - İngiltere’den paket turlar satan bir İngiliz Şirketi- First Choice adlı rakip bir firmayı satın almak istiyordu. Airtours firması birleşme yönündeki bu talebini Komisyona duyurdu. Komisyon Airtours’un piyasada tekelci bir biçimde hakimiyet kuracağı görüşünden hareketle bu birleşmenin uygun olamayacağını duyurdu. Bunun üzerine Airtours firması Komisyon kararının feshi için davayı Asliye Hukuk Mahkemesine götürdü. Mahkeme, o dönemde yürürlükte olan ilgili Yönetmelik Tüzük hükümleri çerçevesinde, söz konusu birleşmenin uzun bir dönem süresince rekabet şartlarının bozulmasına yol açacak, piyasada tekelci bir oluşumun doğrudan ve hızla meydana gelme ihtimaline binaen bu birleşmeye müsaade edilmemesi gerektiği yönünde karar verdi.
Mahkeme; Komisyonun yapmış olduğu çok sayıdaki yanlış değerlendirmeler neticesinde bu tür birleşmelerin rekabet şartları üzerindeki olumsuz etkilerini gösteren yeterince kanıt bulunduğunu ileri sürerek itiraz konusu kararı bozdu. ( Airtours v Commission, 2002 kararı).
Kartel davalarında Topluluk hukuku; ortak piyasa dahilinde rekabeti önleyici, kısıtlayıcı, bozucu etkileri olan veya bunu amaçlayan, şirketler arasındaki tüm anlaşmaları, şirketlerin birleşmelerine ilişkin tüm kararları ve Üye Devletler arasındaki ticareti bu yönde etkileyen tüm birleşme uygulamalarını yasaklamıştır. Bir şikayet üzerine, Komisyon araştırma yapmış ve 1998 yılında çok sayıda şirketin Avrupa ısınma/ısıtma piyasasında yasaklanmış olan anlaşma ve uygulamalar içinde yer aldığını tespit eden bir kararı kabul etmiştir. Komisyon, söz konusu kartel içinde yer alan şirketlere toplam 92 milyon Euro civarında ceza uygulamıştır. İlkderece Mahkemesi, ilk olarak tüm anlaşmayı oluşturan çeşitli öğelerin varlığı ve ikinci olarak kartele iştirak etmiş olan şirketlerden birinin katılmış olduğu sürenin uzunluğu ve diğer bir şirketin ise coğrafik konumu dışında bu şirketlerin sorumlu tutuldukları rekabet karşıtı faaliyetlerinin bireysel tutumlara dayandığına dair kanıtlar topladıktan sonra, Komisyon’un kararının aleyhine getirilmiş olan bu iptal davalarının nerdeyse tamamını ret etmiştir. Komisyon tarafından uygulanan ve mahkeme tarafından kabul edilen cezaların toplamı 83.410.000 Euro ya ulaşmıştır. Ancak, 2 şirket için belirlenmiş cezalarda ise indirime gidilmiştir.(HFB ve diğerleri v Commission, 2002 kararı).
1991 yılında yürürlüğe girmiş olan Devlet yardımları ile ilgili yasaya ilişkin davalarda, Land of North- Rhineland- Westphalia’nın tamamen sahibi bulunduğu ve konut inşaatlarına mali destek sağlayan bir bankacılık organizasyonu kamu hukuku tarafından yönetilen bir bankaya transfer edildi. Land piyasa değerinin çok altında bir para aldı. Komisyon Devlet yardımının ortak piyasa koşullarına uygun olmadığı görüşünden hareketle işlemin yasal olmadığına kanaat getirdi. Komisyona göre, piyasa değeri ile ödenen rakam arasındaki fark yaklaşık 808 milyon Euroyu buluyordu ve bu rakamsal olmayan devlet yardımını oluşturuyordu. Land ve 2 bankacılık kuruluşu Komisyon kararının İlkderece mahkemesi nezdinde iptali için başvurdu. Mahkeme, piyasa değerinin tahmini konusunda Komisyonun yeterince bilgi ortaya koyamadığını ileri sürerek Komisyonun bu kararını iptal etti ( Westdeutsche Landesbank Girozentrale ve Land Nordrhein-Westfalen v Commission, 2003 kararı).
Dokümanlara erişim davalarıyla ilgili olarak, AP üyesi olan Bn. Hautala, AB Konseyinden kendisine silah ihracatıyla ilgili bir raporun gönderilmesini istedi. Uluslarararası ilişkilerde kamu menfaatlerinin korunması doğrultusunda bu tür belgelere erişilmesini ret etme hakkına sahip olan Konsey, raporun yayınlanmasını ret etti zira rapor AB ile üye olmayan devletler arasındaki ilişkilere zarar verecek ölçüde hassas bilgileri içeriyordu. Bu durumda, Bn. Hautala raporun kendisine gönderilmemiş olması nedeniyle Konseyin kararının iptali yönünde İlkderece Mahkemesine başvurdu. Bu davada, Mahkeme, bazı istisnai durumlar dışında insanlara evraklara erişim için geniş imkanlar sağlanması gerektiğinden bahisle Konseyin uluslararası ilişkilere zarar vermesi muhtemel sayfaların basılabilme olanağını göz önüne almış olması gerektiğini ve bu dokumana kısmi olarak erişimin mümkün olup olmayacağı hususunu araştırması gerektiğini öngördü. Konseyin bu yönde hiç bir girişimi olmayınca Mahkeme konsey kararını iptal etti. (Hutala v Council, 1999 kararı).
5. Kamu Hizmetleri Mahkemesi
Nice Antlaşması Mahkeme Komisyonların farklı derecelerde kurulmasını öngördü. 2 Kasım 2004 de Konsey Euratom’un Kamu Hizmetleri Mahkemesini kurmasına ilişkin 2004/752 sayılı AB Kararını kabul etti. Bu Mahkeme görev sürelerinin yenilenmesi imkanı olan ve 7 yıllığına Konsey tarafından atanan 7 yargıçtan oluşmaktadır ve eski Adalet Divanı, İlkderece Mahkemesi üyesi ve gerekli nitelikleri haiz avukatlardan oluşan 7 kişilik bir Komitenin görüşleri doğrultusunda ve başvurular üzerine görev yapar. Yargıçların atanması aşamasında Konsey, Üye Devlet vatandaşları arasında mümkün olduğunca geniş bir coğrafik dağılım ve temsil edilen hukuk sistemleri açısından dengeli bir dağılımın oluşmasına gayret eder. Mahkemenin Yargıçları tekrar seçilebilmek üzere aralarından birini 3 yıllığına Başkan olarak seçerler. Mahkeme 3 yargıçtan oluşan Komisyonlardan müteşekkildir. Ancak, görüşülen davanın önemine veya güçlüğüne göre, dava tam heyet halinde oturum yapan mahkemeye yönlendirilebilir. Bunun ötesinde, Prosedürler gereği Mahkeme 5 Yargıçtan ya da tek bir Yargıçtan oluşan heyet şeklinde toplanır. Yargıçlar 6 yıllığına görev yapmak üzere bir Sivil Memuru tayin ederler. Mahkemenin kendi Sicil Ofisi olmakla beraber diğer idari ve dil ihtiyaçları için Adalet Divanının hizmetlerinden yararlanır.
6. Savcının Rolü
Savcı Mahkemeye destek olur. Baş Avukatlar kendilerine verilmiş davayla ilgili tamamen bağımsız ve tarafsız olarak bir “görüş” bildirmekle sorumludurlar. Dava Yargıçların ve savcının huzurunda açık duruşma olarak yürütülür. Yargıç ve savcı taraflara istedikleri soruları yöneltir. Birkaç hafta sonra savcı yine açık duruşmada Adalet Divanı huzurunda “görüşünü sunar. Savcı davanın kanuni yönlerini detaylıca analiz eder ve tamamen bağımsız olarak ortadaki sorun için ne yapılması gerektiği konusundaki düşüncelerini Adalet Divanına bildirir. Böylece sözlü prosedür sona ermiş olur. Şayet dava ile ilgili olarak bir hukuk sorunu tespit edilmez ise, Mahkeme, savcıyı dinledikten sonra, herhangi bir görüş bildirmeksizin bir karara varır.
2.6.7. Letonya’nın ATAD deneyimi
Letonya’nın Avrupa Adalet Divanına katılımı ile ilgili olarak 10 dan fazla dava vardır. İlk defa, 9 Ocak 2007‘de, zorunlu yazılı prosedürün tamamlanmasını müteakip sözlü duruşmalarda bir görüş bildirilmiştir. Sürpriz olmayan bir şekilde, tamamen bir ön karar davası C-341/05 Laval un Partneri Ltd v Svensa Byggnadsarbetareförbundet, Svenska Byggnadsarbetareförbundets avd.1, Byggettan, Svenska Elektrikerförbundet (“Laval and Partneri”) bu “onur”u almıştır. Zira davadaki taraflardan biri Letonya Cumhuriyetinde kayıtlı sınırlı sorumlu bir şirketti ve ortak piyasanın avantajlarından yararlanmakta güçlüklerle karşılaşıyordu. Bu dava Topluluk yasasındaki bir çok belirsizliğin ortaya çıkmasına yardımcı oldu. Bunun ötesinde, davada yer alan çok sayıda katılımcı (belli başlı katılımcıların yanı sıra 17 AB Üye Devleti ve Avrupa Komisyonu, Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi üyesi 2 ülke ve bu teşkilatın Denetim Kurulu) ATAD’ın cevaplarının Avrupa’nın büyük bir kısmı için büyük önem arz ettiği yönündeki sonuca ulaşılmasına yardımcı oldu.
Adalet Divanındaki Yargıcın görevini tamamlanmasından sonra Bay Egils Levits (görev süresi 11 Mayıs 2004 başlamak üzere), İlkderece Mahkemesindeki Yargıcın görev süresi sonunda ise Bn.e – Ms Ingr?da Labucka (görev süresi 12 Mayıs 2004 de başlamak üzere) aday gösterilmiştir.






