Fikri Hakların Korunmasında İhtiyati Tedbir Talepleri
Hak aramak için mahkemede dava açılması ile başlayan süreç nihai karar ile sona erer. Ancak bu süreç az ya da çok belli bir zaman dilimine yayılmaktadır. Davanın açılmasından kararın kesinleşmesi aşamasına kadar geçen süreçte, hakkının ihlal edildiğini düşünen kişinin, ihlal edildiğini düşündüğü hak kapsamında korunmaya ihtiyacı olabilir. Bu durumu nazara alan kanun koyucular, dava konusu şeyi davanın hükümle sonuçlanmasına kadar korumak için geçici bir tedbir alınabilmesini kabul etmişlerdir. Davanın açılmasından sonra, hatta bazı durumlarda davanın açılmasından önce ihlal edildiği iddia edilen hakkın koruma altına alınması, hakkı ihlal ettiği ileri sürülen kişinin bu hak üzerindeki tasarruf hakkının belli oranda kısıtlanması gerekebilir. Dava kesin hükümle sonuçlandığında, hakkının ihlal edildiğini düşünen tarafın hakkının korunabilmesi için, mahkemece önceden bir kısım tedbirlerin alınması zorunluluğu ortaya çıkabilir. İhlal edildiği düşünülen hakkın niteliğine göre, mahkemenin vereceği hukukî koruma, ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz şeklinde ortaya çıkar.
İnceleme konumuz olan patent haklarının ihlalinde, ihtiyati haczi gerektirecek koruma tedbirlerinden ziyade ihtiyati tedbir talepleri gündeme gelecektir. İhtiyati tedbirden maksat, “davacının davayı kazanması halinde dava konusu mala kavuşmasını daha dava sırasında (hatta davadan önce) emniyet (güvence) altına almaya yarayan tedbirler”dir[187]. İhtiyati tedbir talebi davanın açılmasından önce istenebileceği gibi, davanın açılmasından sonra, başka bir deyişle dava devam ederken de istenebilir. Mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunan davacının talebi yerinde görülür ise, mahkeme ihtiyati tedbir kararı verecektir[188].
A) İhtiyati Tedbir Prosedürü
İhtiyati tedbir talepleri esasa ilişkin davanın açılmasından önce veya sonra talep edilebilir. Davanın açılmasından önce, tedbirin en az masrafla ve en çabuk nerede yerine getirilmesi mümkün ise, o yer mahkemesinden veya esas dava bakımından yetkili mahkemeden ihtiyati tedbir talebinde bulunulabilir(HUMK. m.104/I). Davanın açılmasından önce ihtiyati tedbir kararının alınması halinde, tedbir kararının verilmesinden itibaren on (10) gün içinde esas hakkındaki davanın açılması gerekir(HUMK. m.109). İhtiyati tedbir kararının alınmasından sonra, kanunda öngörülmüş olan on (10) günlük süre içinde esasa ilişkin dava açılmaz ise, ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden ortadan kalkacaktır.
Davanın açılmasından sonra ise, ihtiyati tedbir kararı esas hakkındaki davanın açıldığı yetkili mahkemeden talep edilebilir(HUMK. m.104/II). Tedbir talebinde görevli mahkeme hususunda kanunda açık bir düzenleme bulunmadığından, uygulamada, davanın açılmasından önce görev ayrımına uyulmadığı görülmektedir. Tedbir talebini alan hakim uygun görür ise, tedbir kararını verecektir[189].
Karşılaştırmalı hukukta ve Türk hukukunda geçici hukukî himaye tedbirlerinden olan ihtiyatî tedbir[190] kararlarının verilebilmesi için üç önemli şartın bir arada bulunması gerektiği kabul edilmektedir[191].
—Geciktirilmesinde bir tehlikenin mevcut olması, tekrar yerine getirilmesi kolay olmayan önemli zararların doğacak olması.
—Bu tehlikenin talebin konusunu etkileyecek olması.
—Hâkimde bu yönde kanaat uyandırılması.
Hâkim, bu üç şartın varlığı hâlinde ihtiyatî tedbir taleplerini kabul edecek ve bu doğrultuda karar verecektir[192]. Bu şartların aynı şekilde milletlerarası unsurlu olay ve ilişkiler bakımından da aranacağından kuşku yoktur. Dolayısıyla fikri hakların korunması ile ilgili olarak, mahkemelerden ihtiyatî tedbir kararı talep edilebilmesi için sayılan şartların varlığı gereklidir. Bu şartların bulunması hâlinde hâkim ihtiyatî tedbir taleplerini kabul edecektir. Tabiî ki, hâkim ihtiyatî tedbir taleplerini karara bağlarken, olayın milletlerarası unsur taşıdığını nazara alacaktır. Özellikle, milletlerarası ticaretin bünyesinden kaynaklanan bir kısım tehlikeler nazara alınmalı ve bu tür tehlikelere istinaden talep edilen ihtiyati tedbirler göz ardı edilmelidir..
Milletlerarası nitelikli patent lisansı veya patent hakkının devrini konu alan sözleşmeler, doğaları gereği birden fazla ülke ile bağlantılıdır. Bu sebeple, bir ülke mahkemelerinden verilecek kararlar, ilişkinin bağlantılı olduğu diğer ülkelerde de hüküm ve sonuç doğuracaktır. Geçici hukukî himaye tedbirleri bakımından da mahkeme kararlarının aynı etkiyi yaratması hususunda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Bu sebeple, öncelikle, milletlerarası unsurlu uyuşmazlıklarda geçici hukukî himaye tedbirleri bakımından yetkili ülke mahkemelerinin ve bu mahkemelerden verilecek ihtiyatî tedbir kararlarının diğer ülkelerdeki etkisinin ele alınmasında fayda olacaktır.
B) İhtiyatî Tedbir Taleplerinde Yetkili Ülke Mahkemesinin Tespiti
Milletlerarası usul hukuku ile ilgili mevcut pozitif düzenlemelerde prensip olarak[193], ihtiyatî tedbir talepleri bakımından yetkili ülke mahkemeleri açık hükümlerle tespit edilmemiştir. Dolayısıyla, iç hukukun yer itibarıyla yetkili mahkemeleri, milletlerarası unsurlu uyuşmazlıklarda da yetkili mahkeme olarak kabul edilmektedir. Karşılaştırmalı hukukta da[194], Türk hukukunda olduğu gibi, iç hukuk alanında ihtiyatî tedbir taleplerinde yetkili mahkeme ile ilgili olarak ikili ayrıma yer verildiği görülmektedir. Esas hakkında dava açılmadan önce ihtiyatî tedbirlerin en az masrafla ve en çabuk nerede yerine getirilmesi mümkün ise, o yer mahkemesinin yetkisi kabul edilmiş, bunun yanı sıra esas dava için yetkili olan mahkemenin yetkisi de bertaraf edilmemiştir. Esas hakkındaki davanın açılmasından sonra ise, esas davaya bakan yer mahkemesi ihtiyatî tedbir talepleri bakımından da yetkili görülmüştür (HUMK. m.104/1)[195]. Bu sebeple iç hukuk alanında mahkemelerin yer itibarıyla yetkilerini düzenleyen kurallardan hareketle, ihtiyatî tedbir talepleri bakımından yetkili mahkeme tespit edilecektir. Çünkü günümüzde genellikle iç hukuk alanında mahkemelerin yer itibarıyla yetkilerini düzenleyen kurallara çifte fonksiyon atfedilmekte; hem iç hukuk alanında mahkemelerin yer itibarıyla yetkilerini hem de ülke mahkemelerinin milletlerarası unsur taşıyan olaylardan doğan uyuşmazlıklar bakımından yetkilerini düzenlemektedirler (MÖHUK. m.40)[196]. Dolayısıyla, bir ülke mahkemelerinden ihtiyatî tedbir talebinde bulunulabilmesi için, ihtiyatî tedbire konu olan uyuşmazlığın esası hakkında o ülke mahkemelerinin yetkili olmasının gerekli olduğu söylenebilir. Milletlerarası usul hukuku alanında kabul edilmekte olan genel esaslardan hareket edildiğinde varılması gereken sonuç bu olmasına rağmen, asıl davada ülke mahkemelerinin yetkisizliği sebebi ile ihtiyatî tedbir talebi hakkında da yetkisizlik kararının verilmesi, yabancıları hukukî korumadan mahrum bırakmak olur ki, bu durum medeni milletlerin temel hukuk anlayışlarına aykırılık teşkil edecektir. Mahkemeleri asıl davada yetkisiz olsalar dahi, milletlerarası unsurlu uyuşmazlıklar bakımından acil durumlarda ihtiyatî tedbir talepleri hakkında karar vermek için kendilerini yetkili saymaya zorlamak gerekir[197]. Asıl uyuşmazlık hakkında milletlerarası yetkiyi haiz olmayan bir ülke mahkemelerinden, uyuşmazlıkla ilgili olarak ihtiyatî tedbir talebinde bulunulması nadiren karşılaşılabilecek bir durumdur[198]. Geçici hukukî himaye talepleri hususunda yer itibarıyla yetkinin, ilk etapta maddî ilişkinin esası bakımından yetkili ülke mahkemelerine ait olduğu düşünülmelidir. Çünkü geçici nitelikli hukukî korunmaya ihtiyaç olup olmadığı ve şayet hukukî korumaya ihtiyaç varsa bunun yerine getirilme usulünü en iyi şekilde asıl dava hakkında yetkili olan ülke mahkemesi değerlendirebilir[199]. Bu bağlamda, bir ülke mahkemelerinden verilecek ihtiyatî tedbir kararlarının, o kararın yerine getirileceği diğer ülkelerde hüküm ve sonuç doğurup doğurmaması da önem arz etmektedir. Bir ülke mahkemelerince verilecek ihtiyatî tedbir kararları, kararın yerine getirileceği diğer ülkelerde hiç bir sonuç doğurmayacak ise, ülke mahkemelerinin yetkisinin kabul edilmesinin ve dolayısıyla ihtiyatî tedbir kararı verilmesinin büyük bir önemi de olmayacaktır.
C) İhtiyatî Tedbir Kararlarının Tanınması ve Tenfizi
Mahkeme kararlarının bir özelliği de icraî kabiliyeti haiz olmalarıdır. Bu özellik, hem ülke mahkemelerinden verilen kararlar için, hem de yabancı ülke mahkemelerinden verilen kararlar için geçerlidir. Yabancı ülke mahkemelerinden verilen kararların ülkede hukukî etki yaratabilmesi için, bu kararların tanınması veya tenfiz edilmesi gereklidir. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması veya tenfizi için kararın verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmiş olması gerektiği günümüzde hemen bütün hukuk sistemlerinde kabul edilmektedir[200]. Türk hukuku bakımından da yabancı mahkeme kararlarının tanınması ve tenfiz edilebilmesi için bu kararların verildikleri ülke hukukuna göre kesinleşmiş olmaları şartı aranmaktadır (MÖHUK. m.34)[201]. Yabancı ülke mahkemelerinden verilen karar, verildiği ülke hukukuna göre kesinleşmemiş ise, bu kararın kanunda aranan diğer şartları taşıyıp taşımadığının araştırılmasına gerek olmadan tanıma veya tenfiz talebi reddedilecektir. Çünkü kararın kesinleşmiş olması tanıma veya tenfiz için ön şart olarak kabul edilmektedir. Bu sebeple ihtiyatî tedbir kararları geçici nitelikli kararlar olduğundan bunların tanınması ve tenfizi de söz konusu olamaz[202]. Doktrinde bu prensibe tek bir istisna kabul edilmektedir. Buna göre, “...ancak yabancı mahkemenin hukukuna göre böyle bir karar ihtilâf konusunu kesin ve nihaî olarak halletmiş ise, (34)50’nci madde anlamında tenfize müsait bir ilâm olarak mütalaa edilebilir. Zira bu takdirde “geçici bir tedbir” niteliğinden söz edilemez”[203]. Dolayısıyla, bir ülke mahkemelerinden alınan ihtiyatî tedbir niteliğindeki kararlar, kural olarak yalnızca kararı veren ülkede hüküm ve sonuç doğuracağından, yabancı bir ülke mahkemelerinden alınacak ihtiyatî tedbir kararlarının ülkede bir etkisi de olmayacaktır. Ancak, mahkemenin yargı çevresi dışında ve asıl dava bakımından mahkemeleri yetkili olan ülke dışında geçici hukukî tedbir alınmasına ihtiyaç duyulabilir. Teorik olarak, asıl dava hakkında yetkili olan ülke mahkemelerinin bu geçici tedbirleri almasının imkân dahilinde olduğu düşünülebilir. Ancak, verilen bu kararın, kararın uygulanacağı ülke mahkemelerince tanınması ve yetkili makamların bu kararın gereğini yerine getirmesi problemi ile karşılaşılacaktır. Kararı uygulayacak olan ülke mahkemelerince, bu kararın tanınması kabul edilse bile, bu zaman ve iş kaybı demektir[204]. Yine de, en azından acil durumlarda yabancı ülke mahkemelerince verilecek ihtiyatî tedbir kararlarının tanınması kabul edilmelidir[205].
D) İhtiyati Tedbir Kararlarına Uygulanacak Hukuk
İhtiyati tedbir taleplerinin esasına uygulanacak hukuk hakkında birçok ülke hukukunda açık hükümlere yer verilmemiştir. Doktrinde, ihtiyati tedbirin niteliğinden hareketle bir sonuca ulaşılması gerektiği fikri kabul edilmektedir. Buna göre, ihtiyati tedbir talepleri acil, gecikmesinde sakınca olan hallerde istenebilmektedir. İhtiyati tedbirler, uyuşmazlık konusu hakkın esasını ilgilendirmektedir. Dolayısıyla, ihtiyati tedbir talebinin söz konusu olduğu uyuşmazlığın esasına hangi hukuk uygulanacak ise, ihtiyati tedbir talebinin esasına da o hukukun uygulanması gerekir. Ancak bu sonuç ihtiyati tedbir talebinin niteliği ile bağdaşmaz. Çünkü hâkimin, ihtiyati tedbir talebinin esasına uygulanacak hukuku araştırarak zaman kaybetmesi ihtiyati tedbirin niteliğine pek uygun düşmeyecektir. Bu sebeple, hâkim, ihtiyati tedbir talebine konu olan uyuşmazlığın esasına uygulanacak hukuku biliyor ise, ihtiyati tedbir talebine de o hukuku uygulamalıdır. Ancak, hâkim, uyuşmazlığın esası bakımından yetkili ülke hukukunun maddi hükümlerini bilmiyor ise, bu durumda kendi hukukunu uygulamalı ve tedbir talebini buna göre karara bağlamalıdır[206].
Genel anlamda fikri mülkiyet haklarından doğan uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir taleplerine uygulanacak hukuk da tedbir talebinin mahiyeti ile uyumlu olarak, hakkın ihlal edildiği, kendisinden koruma talep edilen hâkimin hukuku olmalıdır. Fikri mülkiyet hukuku alanında hak ihlalleri, dolayısıyla ihtiyati tedbir talepleri iki şekilde karşımıza çıkabilir.
—İlk olarak patent lisans sözleşmesi veya devir sözleşmesinin ihlaline dayanarak ihtiyati tedbir talebinde bulunulabilir. Bu halde ihtiyati tedbir talebine, taraflar arasındaki sözleşmenin esası hakkında yetkili hukuk uygulanacaktır. Hâkim, taraflar arasındaki ilişkiye uygulanacak hukukta ihtiyati tedbir talebine ilişkin hükümler hakkında yeterli bilgiye sahipse bu hukukun öngördüğü kuralları olaya uygulayacak ve tedbir taleplerini karara bağlayacaktır. Ancak, hâkimin borç statüsü olan yabancı hukuku bilmemesi durumunda, sözleşmenin esasına uygulanacak yabancı hukukun hükümlerini araştırmaya gerek kalmadan, kendi hukukuna göre talebi esas bakımından karara bağlamalıdır. Çünkü ihtiyati tedbir talepleri, gecikmesinde sakınca olan hallerde gündeme gelmektedir. Şayet hâkim, olayın esasına uygulanacak hukukta yer alan ihtiyati tedbir ile ilgili hükümleri biliyor ise, bu hukukun hükümlerini olaya uygulayarak ihtiyati tedbirle ilgili talebi karara bağlamalıdır. Aksi takdirde, yani yabancı hukukun ilgili hükümlerini bilmiyor ise, bu durumda esasa uygulanacak hukukta yer alan hükümlerin araştırmasına giderek zaman kaybına sebep olmadan, kendi hukukunda yer alan hükümleri nazara alarak ihtiyati tedbir talebi ile ilgili kararını vermelidir.
—İkinci olarak, fikri mülkiyet hakkı sözleşme dışı bir davranış ile ihlal edilebilir. Bu durumda, yukarda ifade edildiği gibi koruma yeri hukuku uygulama alanı bulacaktır. Genel anlamda fikri mülkiyet hakkının, çalışma konumuz itibarıyla patent hakkının ihlal edildiğini düşünen kişi, hak hangi ülkede ihlal edilmiş ise, o ülkenin hukuku mülkilik esasına binaen hakkın esası bakımından da yetkili hukuk olara ihtiyati tedbir taleplerine uygulanacaktır.
İhtiyati tedbir talepleriyle ilgili olarak incelenmesi gereken bir diğer husus da; ihtiyati tedbir kararının alınması halinde, belli bir süre içinde esas hakkındaki davanın açılması zorunluluğudur. Türk hukukuna göre esas hakkındaki davanın 10 gün içinde açılması gereklidir. Şayet bu süre içinde esas hakkında dava açılmaz ise, ihtiyati tedbir kararı kendiliğinden kalkar(HUMK. m.109). Aynı esas fikri mülkiyet hukuku alanında alınacak tedbir kararları içinde geçerlidir. Ancak, milletlerarası unsurlu fikri mülkiyet hakkı ihlallerinde esas hakkındaki dava ihtiyati tedbir kararı veren ülke mahkemeleri dışında diğer bir ülke mahkemelerinde açılacak ise durum ne olacaktır. Türk hukuku bakımından her iki hâlde de davanın 10 gün içinde açılması zorunluluğu devam edecektir. Türk mahkemelerinin ihtiyati tedbir kararı almaları onların esas dava bakımından da yetkili olmalarını gerektirmez. Dolayısıyla, Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir kararının alınmasından sonra, 10 gün içinde dava yetkili ülke mahkemelerinde (Türk mahkemeleri olabileceği gibi yabancı ülke mahkemeleri de olabilir) esas hakkındaki davanın açılmış olması ihtiyati tedbir kararının geçerliliğinin devamı bakımından yeterli olacaktır.
--------------------------------------------------------------
[187] KURU, B./ARSLAN, R./YILMAZ, E.; Medenî Usul Hukuku Ders Kitabı, Ankara 2001, s.700.
[188] ALANGOYA, Y.H.; Medenî Usul Hukuku Esasları I, İstanbul 2000, s.355.; KURU/ARSLAN/YILMAZ, Usul, s.700.
[189] ÜSTÜNDAĞ, S.; Medenî Yargılama Hukuku, b.4, İstanbul 1989, s.481 vd.; KURU/ARSLAN/YILMAZ, usul, s.706 vd.
[190] HUMK. m.101‘de ihtiyatî tedbirler tespit edildikten sonra 103. maddede “...tehirinde tehlike olan veya mühim bir zarar olacağı anlaşılan hâllerde tehlike veya zararı defi için hâkim icap eden ihtiyatî tedbirlerin icrasına karar verebilir”. Bu hükümde Türk hukuku bakımından hangi hâllerde ihtiyatî tedbir kararı verilebileceği açık olarak ifade edilmiştir. Geniş bilgi için bkz. KURU, B./ ARSLAN,R./YILMAZ,E.; Medeni Usul Hukuku, b.15, Ankara 2004, s.700 vd.
[191] Geniş bilgi için bkz. BAUMBACH,A./LAUTERBACH,W./ALBERS,J/ HARTMANN,P.; Zivilprozessordnung, 50. Aufl., München 1992, s.1934 vd.; KONECNY, A.; Der Anwendungsbereich der einstweiligen Verfügung, Wien 1992, s.7 vd.; YILMAZ, s.169 vd.; KURU/ARSLAN/YILMAZ, Usul, s.700 vd.
[192] ALANGOYA, Y.H.; Medenî Usul Hukuku Esasları I, İstanbul 2000, s.355.; KURU/ARSLAN/YILMAZ, Usul, s.700; YILMAZ, s.178 vd.
[193] İsviçre hukukunda ihtiyatî tedbir talepleri bakımından yetkili mahkeme hususunda açık hükme yer verilmiştir. Bu hükme göre, İsviçre mahkemeleri veya makamları, maddî ilişki hakkında karar için yetkili olmasalar dahi, ihtiyatî tedbir talepleri bakımından karar almaya yetkileri kabul edilmiştir (Art.10 IPRG.). Geniş bilgi için bkz. VOLKEN,P.; IPRG. Kommentar, Zürich 1993, s.82 vd.; VISCHER, BJM, s.187.
[194] WALDER RICHLI, H. U.; Zivilprozessrecht, 4. Aufl., Zürich 1996, s.357; BAUMBACH/LAUTERBACH/ALBERS/HARTMANN, s.1904 vd.
[195] Geniş bilgi için bkz. ÜSTÜNDAĞ, s.481 vd.; KURU/ARSLAN/YILMAZ, Usul, s.706 vd.; ALANGOYA, s.360 vd.
[196] Madde 27 “Türk mahkemelerinin milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin eder”. Geniş bilgi için bkz. EKŞİ, N.; Türk Mahkemelerinin Milletlerarası Yetkisi, b.2, İstanbul 2000, s.81 vd.; ÇELİKEL, MÖH, s.321 vd.; NOMER/ŞANLI, s.387 vd.
[197] EKŞİ, s.228; ŞANLI, Akitlerin Hazırlanması, s.198 vd.
[198] VOLKEN, s.82 vd.
[199] VOLKEN, s.82.
[200] LINKE, H.; Internationales Zivilprozessrecht, 2.Aufl., Köln 1995, s.144 vd; SCHACK, H.; Internationales Zivilverfahrensrecht, 2. Aufl., München 1996, s.305 vd.; KROPHOLLER, IPR, s.529 vd.; SCHNYDER, s.35 vd.; VOLKEN, s.82 vd.
[201] SAKMAR; A.; Yabancı İlâmların Türkiye‘deki Sonuçları, İstanbul 1982, s.55 vd.; NOMER/ŞANLI, s.430; ÇELİKEL, MÖH, s.346.
[202] NOMER/ŞANLI, s.431 vd.; SAKMAR, s.55 vd.; ÇELİKEL, MÖH, s.346 vd.
[203] NOMER/ŞANLI, s.385; aynı yönde SCHACK,322.
[204] VOLKEN, s.83.
[205] İsviçre hukukunda yabancı ülke mahkemelerinin vermiş olduğu geçici hukukî koruma kararlarının İsviçre’de tanınması için acil durumun varlığına gerek görülmemektedir. Buna göre, yabancı mahkemelerden verilmiş olan geçici hukukî koruma kararları İsviçre Milletlerarası Özel Hukuk Kanununa göre (Art.25-29) İsviçre’de hüküm doğuracaktır. Geniş bilgi için bkz. VOLKEN, s.83 ve orada bahsedilen yazarlar.
[206] TEKİNALP,G., MÖH, s.210.





