Avrupa Birliğinde Tüketiici Koruma Yasasının Gelişimi
Yetmişlerin başından bu yana Avrupa Birliğinde gelişmekte olan Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanundaki ilerlemeleri gösteren temel bir husus Avrupa Topluluklarının entegrasyonuydu. Ancak, tüketici menfaatlerinin korunması başlangıçta Topluluk kurumlarının faaliyetlerinin bir parçası olarak başlamadı ve daha sonra dahili piyasa kanunu haline dönüşen Avrupa ekonomik kanununun ilerlemeye yönelik uyum sürecinin baskısı altında kaldı.
Tüketiciyi koruma ihtiyacı ilk defa Ekim 1972 Paris zirvesinde gündeme gelmiş olup, konunun, Roma Antlaşmasında öngörülen Topluluğun görevlerinin gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak bir araç olarak saf ekonomik kapsamının ötesine, sosyal boyutuna da değinilmiştir.[8] Birleşmekte olan Avrupa’nın devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı toplantıda çıkan sonuç; tüketici politikası stratejisi ile ilgili bir programın Avrupa Komisyonuna hazırlanarak sunulması ihtiyacı ve 1973 yılındaki Tüketici Danışma Komitesinin oluşturulmasıydı.[9]
O dönemde başlatılan tüketicinin korunmasını amaçlayan faaliyetler aşamalı olarak belirli alanlardaki Topluluk stratejisinin muhtelif yıllara ilişkin tahminlerini içeren tüketicinin korunmasına yönelik programlara dönüştü. Ancak, yasal bir çatısı olmamasına rağmen, program/lar tüketici politikasının gelişiminin yönlerini tarif etmek, mevzuatla ilgili çerçeveyi belirlemek ve hatta Antlaşmada bazı değişikliklere yol açmak suretiyle tüketicinin korunması yönünde sağlanan gelişmeye başarılı şekilde katkı sağlamışlardır.[10].Programların gerek karakteristik özellikleri gerek fiziksel kapsamı ulusal ve Avrupa seviyesinde tüketiciyi koruma yasasının şekil ve evrimini etkilemiştir.
Avrupa tüketiciyi koruma yasasının oluşturulması yönündeki atılan kararlı adım 1975 yılında kabul edilen ilk tüketici koruma programıdır. [11] Program tüketici politikası konusunda o güne kadar düzenlenmemiş hükümleri sistematize etti ve Topluluğun “ yaşam kalitesinin artırılması” şeklindeki görevinden hareketle kendi önkoşullarını türetti.[12] Program aynı zamanda tüketicilerin beş temel hakkı katalogunu da formüle etti.[13], (1) sağlık ve güvenliğin korunması hakkı, (2) ekonomik menfaatlerin korunması hakkı, (3) doğrulama/düzeltme hakkı, (4) bilgi ve eğitim hakkı, (5) reprezentasyon/temsil hakkı (duyulma hakkı).
Başlangıç Programı ile ilgili 1974 tarihli Kararı (The 1974 Resolution on the preliminary programme), tüketicinin korunması ve bilgi politikası hakkındaki Avrupa Ekonomik Topluluğunun ikinci Programına ilişkin 19 Mayıs 1981 tarihli Konsey Kararı ile öngörülen beş yıllık program izlemiştir.[14] Temel olarak, ikinci Program 1975 tarihli ilk Programın ana hususlarını tekrar etmiş ve tüketiciler tarafından sağlanan hizmetlerin ekonomik yönüne belirli bir baskı unsuru oluşturmuştur. Faaliyetlerin önceliği; tüketicilere satılan mal ve hizmetlere, tüketicilere satılan malların üretimini etkileyen koşullara ve kamu ve özel sektör üreticileri tarafından satılan malların satış fiyatı ve kalitesiyle ilgili işlemlerin bilgisel öğelerine verilmiştir. Bunun ötesinde, ikinci Program tüm ilgili tarafları etkileyen konsültasyon sürecinin geliştirilmesine duyulan ihtiyaç konusunu vurgulamıştır. örneğin; tüketici temsilcileri, üreticiler ve distribütörler.[15]
Geçmişten bugüne tüketicinin korunması politikası ve tüketici menfaatlerinin korunmasına ilişkin kritik bir değerlendirme ve tüketicini korunması konusunun geliştirilmesi için tasarlanmış yeni stratejiler; Komisyondan Konseye - Tüketicin Korunması Politikasına Yeni Bir Güç / 1985 yılı Programında yayımlanmış bulunmaktadır. [16] Komisyon, tüketicinin korunması konusunu, vatandaşların refah seviyesinin yükseltilmesi ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi asıl hedeflerini gerçekleştirebilmesi için, Topluluk politikasının ayrılmaz ve vazgeçilmez bir parçası olarak görülmesi gerektiği hususunu önemle vurgulamıştır. İlaveten, tüketicinin korunması sisteminin dahili piyasada sunulan mal ve hizmetlerin kalitesinin bir barometresini meydana getirdiği hususuna da değinilmiştir. [17]Ürün güvenliği ve sağlık standartları açısından Komisyon, Topluluk ürün güvenliği standartlarının mevcut mevzuatın genişletilmesi ve gözden geçirilmesi suretiyle harmonize edilmesi gerektiği hususuna değindi. Tüketici hem faydalanan hem de aynı zamanda ortak piyasanın kaldıracı şeklinde iki rol birden üstleniyor gibi gösterildi. Tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin korunmasının dahili piyasanın tam etkinliğinin sağlanması için zorunlu olduğu kabul edildi ve bunu elde etme yolları da; sözleşmeden doğan haksız koşullara ilişkin konuya ait kanuni mevzuat , tüketici kredisi ile ilgili hususlar, ticari garanti ve tüketici satışlarına eşlik eden hizmet,yanlış yönlendirme ve mukayeseli reklamcılık, yeni bilgi teknolojisi ve paket turlardı.[18]
1990 ve 1993 yılları arasında yayımlanmış olan tüketicinin korunmasına ilişkin programlar tüketici politikası hakkında üç yıllık Topluluk eylem planlarını kapsamaktaydı. Öncelikler; dahili piyasadaki işlemlere tüketicilerin en geniş anlamda katılımlarını sağlayacak ekonomik ve kanuni koşuların daha fazla geliştirilmesi etrafında toplanmıştı. Tüketicini korunmasına ilişkin bu alan; tüketicinin temsil edilmesi, bilgi, güvenlik ve tüketiciyle ilgili işlemleri kapsıyordu. Bunun ötesinde, aynı yıl Komisyon, ulusal hukuki usullere göre incelenen tüketici uyuşmazlıkları bakımından bizzat üstlendiği tüketicinin korunması problematiğinin yer aldığı Tek Piyasadaki tüketici uyuşmazlıklarının çözümü ve tüketicilerin adalet konusuna girişi hakkında bir diğer Yeşil Kitabı yayınladı.
1993 – 1995 yıllarını kapsayan ve tek piyasanın Avrupalı tüketicilerin hizmetine sunulduğu ikinci üç yıllık plan Temmuz 1993 ‘ de kabul edildi; Topluluk mevzuatının tüketiciler lehine konsolidasyonu ve tüketicini korunması seviyesini yükselmek amacıyla seçilmesi söz konusu öncelikler. Komisyonun öncelikleri: konsantrasyonu geliştiren ve arttıran tüketici bilgisinin güçlendirilmesi, adalet konusuna giriş ve uyuşmazlıkların çözümü, tüketici ihtiyaçlarına yönelik mali hizmetlerin kabul edilmesi idi.
Komisyonun 1996 – 1998 yılları arasındaki üç yıllık uzun dönemli planında özel olarak ilgi gösterdiği konular; mali ve kamu/genel hizmetlerin kalitesi, tüketici eğitimi, tüketicilerin temsiline yönelik olanaklarının arttırılması ve güçlendirilmesi ve Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin kendi tüketici politikaları çerçevesinde kalkınmalarına destek olan Topluluk ekonomik amaçlar programının belirsizliği idi
Tüketiciyi koruma konusunun ekonomik açıdan önemine 1991- 2001 yıllarını kapsayan tüketicinin korunması planında değinilmiştir.[19] Komisyonun planı Topluluğun daha önceki teşvikleriyle aynı sırada kalmıştır. Bu planda Avrupa Birliği bünyesinde tüketicilerin ekonomik menfaatlerine duyulması gereken saygı, yüksek seviyede sağlık ve güvenlik şartlarının temini ve tüketicilerin daha fazla temsil edilmesi yönündeki ihtiyaçlar daha ciddi biçimde vurgulanmıştır. Tüketiciyi koruma politikası aynı zamanda diğer Topluluk politikaları çerçevesinde de ele alınmıştır.
2001 yılı Yeşil Kâğıdı özel bir biçimde Topluluğun tüketicinin korunması konusundaki faaliyetlerinin özetinden oluşmuştur. Bu dokümanda Komisyon, tüketicinin korunması seviyesine ait sürecin çok olumlu bir şekilde değerlendirmesini yapmış ama bunun yanında tüketicilerin ekonomik menfaatleri ölçüsünde tüketici yasasının yetersizliğini ve seçiciliğini öne sürmüş ve tüketicinin korunması seviyesindeki kurumsal işbirliğine duyulan ihtiyacın altını çizmiştir.
Tüketicinin korunması stratejisini tanımlayan müteakip faaliyet 2002–2006 yıllarında yayınlanmış ve [20]üç temel konu üzerinde yoğunlaşmıştır: tüketicinin korunması açısından tüm ortak piyasanın seviyesinin yüksek ve ileri bir düzeye getirilmesi, tüketicinin korunması konusunun Üye Devletler bünyesinde işlemesini sağlayacak yasal hükümlerin etkin bir şekilde uygulanması ve yürürlüğe girmesi ve tüketici politikasının gerçekleştirilmesi sürecine tüketici teşkilatlarının dahil edilmesi. Program; tüketicinin korunması ve diğer Topluluk politikaları çerçevesinde gerçekleştirilmesi mümkün olan daha geniş kapsamlı bir tüketiciyi koruma faaliyetine duyulan ihtiyacı güçlü bir biçimde vurgulamıştır. Ürün ve hizmetlerin güvenliği, tüketicilerin ekonomik menfaatlerinin yasal olarak korunması, e- ticaret ve kamu/genel hizmetleri de daha yaygın bir tüketiciyi koruma uygulamasının sağlanması açısından stratejik olarak önemli alanlar olarak tanıtılmıştır. Tüketicinin daha etkin bir şekilde korunabilmesinin; mal ve hizmetlerin güvenliği ile ilgili bilginin gelişmesi, Üye Devletler arasındaki işbirliğinin güçlenmesi, uyuşmazlıkların çözüm için etkin mekanizmaların temin edilmesi ve tüketici teşkilatlarını yardımları vasıtasıyla mümkün olabileceği kabul edilmiştir.
Komisyondan Konseye, Avrupa Parlamentosuna ve Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine İletişim şeklinde Komisyon tarafından kabul edilen esas eylem planı; AB Tüketici Politikası Stratejisi 2007 -2013: tüketicileri yetkilendirmek, refah seviyelerini arttırmak, etkin bir biçimde korumak, gelişmenin üç ana yönündeki noktalar: tüketicilerin yasal pozisyonunun güçlendirilmesi, tüketicileri olumlu yönde etkileyen koşulların iyileştirilmesi ve dahili piyasadan kaynaklanan ekonomik risk ve tehditlerden etkin bir biçimde korunma. Sıralanan bu amaçların gerçekleştirilmesiyle tüketicilerin dahili piyasa içindeki güvenlerinin artması hedeflenmektedir ve bu şekilde tüketiciler dahili piyasada ekonomik potansiyellerini daha etkin bir şekilde kullanabilecekler ve sınır ötesi alış –verişe girmek suretiyle daha fazla kar elde edeceklerdir ve bu vesileyle ulusal piyasada yürütülen işlemlere bir alternatif doğmuş olacaktır. Dahili piyasanın işlevinin daha fazla ilerlemesi ve entegrasyonu ve aynı zamanda tüketici boyutunun güçlendirilmesi tüketici politikasına yönelik stratejik sorunları/tehditleri oluşturacaktır.[21] Böylece, Komisyonun programı tüketiciyi koruma politikasını aşikar bir şekilde dahili piyasanın gelişmesine bağlı olarak yerleştirmektedir. Aktif olarak gerçekleştirilen bir tüketici politikası; ulusal bazda tüketiciyi koruma yasalarının farklılaşma/ayrılmasından ortaya çıkan, ulusal seviyedeki dahili piyasanın hala devam eden parçalanması/fragmantasyonunun likiditasyonunu uyaran “ dahili piyasanın işlevini geliştiren bir anahtar” oluşturmaktadır.
Tüketici politikası stratejisinin öncelikli amaçları şunlardır: tüketici piyasalarının ve ulusal tüketici politikaların izlenmesi, tüketiciyi koruma yasasının harmonizasyonu/uyumu, uygulama ve düzeltme açısından tüketiciyi yetkilendirme, daha iyi müşteri bilgisi ve eğitimi. Tüketici mevzuatı bakımından program tüketici bilgi seviyesinin arttırılması ve gerek iş gerek tüketiciler ve ayrıca tüketici mevzuatının etkinliğine yönelik olarak en iyi şekilde fayda sağlayacak basitleştirilmiş ve modernleştirilmiş kanuni kurallara odaklanmıştır. Bunun ötesinde, program; tüketici politikasının başlıca öğelerinin diğer Topluluk politikalarına daha güçlü bir şekilde dahil edilmesini ve tüketici politikasının mevcut alanının, dahili piyasalarda işlemleri neticelendiren Avrupalı tüketicilerin daha iyi koşullarda korunmalarını sağlamak için, Topluluk çerçevesinin ötesine taşımayı öngörmektedir.
Tüketicinin korunması hakkındaki müteakip programların karakteristik özelliği tüketiciyi koruma seviyesindeki ileri düzeyde artış ve yeni harmonize edilmiş alanlara ilişkin tüketici yasasının aşamalı içeriğidir. Bugünlerde, tüketiciyi koruma kanunu, Topluluğun ortak amaçlarının gerçekleşmesini destekleyen Avrupa tüketici politikası şeklinde bir araç oluşturmaktadır.
2. Birincil AB Hukukunda Tüketicinin Korunması
Avrupa Birliğinin tüketiciyi koruma problematiğine ilişkin bir başlangıç noktası olarak attığı mevzuatla ilgili ilk adım Avrupa Ekonomik Topluluğunu kuran 1957 Roma Antlaşmasıdır. Roma Antlaşması Avrupa ortak pazarının gerçekleşmesi suretiyle ekonomik harmonizasyon fikrine odaklanmış olmakla beraber tüketicinin korunması konusuna doğrudan değinmemiştir. O dönemde Topluluk; entegrasyon politikasının hayati bir konusu olarak bozulmamış rekabet şartları altında Üye Devletler arasında malların, hizmetlerin ve kişilerin serbest dolaşımına imkan tanıyan bir ortak piyasanın kurulabilmesine yönelik ekonomik ve yasal bir zemin peşindeydi[22] Böylece, tüketiciyi korumaya yönelik ihtiyaç konusuna ancak geniş ekonomik kapsam ile birlikte değinildi.
Roma Antlaşması metninde tüketiciyi korumaya ilişkin hususlara doğrudan değinilmemiş olması hangi tüketici politikasının ekonomik entegrasyona bir ilave mevzuat oluşturmakta olduğuna bağlı olarak Avrupa Ekonomik Topluluğu Üye Devletlerinin ekonomi politikasından kaynaklanmıştır. Ancak, Tüketicinin uygun bir seviyede korunmasını temin eden 86 Roma Antlaşması uyarınca; ortak piyasa ekonomik özgürlüğüne ilişkin garantilerin, tüketicinin aleyhine üretimi, piyasaları ve teknolojik gelişmeyi sınırlayan tüketici sonrası yasaklarla kısmen ayarlanması bekleniyordu. Sırasıyla, tüketicinin bakış açısı itibariyle, Roma Antlaşmasının rekabetin korunmasına yönelik Tüzük/Yönetmelikleri tüketicileri ortak piyasanın pasif iştirakçileri konumuna yerleştirdi ve onları mevzuatla ilgili düzenlemelerde odak noktası olarak görmedi. Roma Antlaşması doğrudan tüketicini korunmasını hedefleyen mevzuatla ilgili düzenlemelere yönelik herhangi bir yasal çerçeve oluşturmadı.
Uygulamada, ortak rekabete dayalı Avrupa Piyasasının garantileri tüketiciyi koruma standartlarının beklenen gelişmesine katkı sağlamadığı gibi Avrupa Ekonomik Topluluğunun farklılaşmış ekonomik çevresinde tüketici davranışlarını da yeterince etkilemeyi başaramadı. Sonuç olarak, mevzuatla ilgili faaliyetlere en iyi alternatif olarak varsayılan tüketiciyi koruma standartlarını bağlayıcı olmayan hukuk zemininde sunan kendi başına ayarlayıcı mekanizma, sadece kabul edilmiş uygulama usullerinin uygulanabilirliğinin sağlanması kaydıyla başarılı olabilirdi.[23] Ancak, sonuç itibariyle Topluluk, tüketicilerin konumlarını destekleyen mevzuatla ilgili tedbirlerin kabul edilmesini içeren doğrudan/direkt faaliyetleri üstlenmeye zorlanmıştır. Bu tür faaliyetlerin üstlenilmesine Topluluk tüketici koruma yasasının planlı bir şekilde gelişme sürecini başlatan 1972 Paris Zirvesi öncülük etmiştir.
Tüketicilerin bağımsız olarak korunabilmesi ve aynı zamanda Topluluğa tüketicinin korunması ile ilgili mevzuat konusunda yetki sağlanabilmesi yönünde mevzuatın boyutları açısından atılan ilk adım Antlaşmanın 100a Maddesine giriş yapılmak suretiyle oluşturulmuş olup, 1.7.1987 tarihli Avrupa Tek Senedi Madde 100 a(3) da; Avrupa Komisyonuna, mevzuat ile ilgili düzenlemelere kolaylık sağlayacak, tüketiciler ile ilgili faaliyetler bakımından yüksek seviyede bir tüketici koruma anlayışının kabul edilmesi gerekliliği empoze edilmiştir.[24]. Avrupa Tek Senedi Madde 100a ‘ da; dahili piyasanın düzgün bir şekilde işleyişine etki yapan Üye Devletlerin ulusal yasalarının harmonizasyonu amaçlandığı, Topluluğun mevzuat ile ilgili düzenlemelerine değinen tüketici koruma standartları talep edilmiştir
Tüketiciyi koruma konusunun bağımsız bir politika oluşturduğunu kabul eden 1992 Maastricht Antlaşması ile tüketiciyi koruma anlayışı da güçlenmiştir. [25] Maastricht Antlaşmasının Madde 3(s) metninde sıralanmış olan Topluluğun stratejik amaçları arasında daha güçlü bir tüketici koruma anlayışına doğrudan katkı sağlamış olması gereken faaliyetler yer alıyordu. Maastricht Antlaşması; bu Antlaşmanın Madde 129a (1) maddesinde bahsedilen daha yüksek seviyede bir tüketici koruma anlayışını sağlamayı amaçlayan Topluluğun mevzuatla ilgili inisiyatiflerine yasal bir çerçeve oluşturan yeni “Başlık XI: Tüketicinin Korunması” nı sunmuştur. Bu Antlaşma, aynı zamanda, tüketicinin korunması konusunun; dahili piyasanın tamamlanmasını sağlayan diğer Topluluk politikalarının gerçekleşmesi ve Üye Devletlerin sağlık şartlarının korunması, ekonomik menfaatler ve tüketici bilgisi hususlarında üstlenmiş olduğu faaliyetlerin tamamlanması ve desteklenmesi süreci ile birlikte ele alınması gerektiğini varsaymaktadır.
Tüketiciyi koruma konusu Antlaşmanın 153üncü Maddesinin XIV inci Başlığına yeni bir hükmün dahil edilmesiyle biraz daha güçlenmiştir.[26]. AT Antlaşmasının 153 (1) Maddesi Antlaşma çerçevesinde öngörülmüş olan tüketicinin korunması konusunun alanını daha genişletmiştir, zira Topluluğa, teşvik edici önlemlerin yanı sıra, dahili piyasa pozisyonundan bağımsız bir tüketici politikasını oluşturacak mevzuatla ilgili enstrümanları kabul etme yetkisi sunmaktadır. Söz konusu hüküm uyarınca, Topluluk; tüketicinin ekonomik menfaatlerinin korunması, sağlık ve güvenlik şartlarının oluşturulması, tüketicinin eğitim hakkının sağlanması, birleşme, mevzuatla ilgili beklentilerin korunması ve etkin yargısal korumanın sağlanması suretiyle daha yüksek seviyede bir tüketici koruma anlayışını oluşturmaya yönelik bir hedefi olduğunu bilmektedir. Antlaşma, “ sektörel madde” olarak bilinen maddeyi ihtiva eden Madde 153 (2) uyarınca, tüketicinin korunmasına ilişkin standartların diğer Topluluk politikaları ve faaliyetlerinin tanımlanması ve uygulanması süreci ile birlikte ele alınması gerektiğini ifade etmektedir. [27] Antlaşmanın 153(3) Maddesinde yer alan “önlemler”; Üye Devletlerce takip edilen politikayı “desteklemek, ilavelerde bulunmak ve izlemek” zorundadır. Böylece, tüketici politikasının gerçekleşmesi ; (a) esasen kendi sınırları içinde dahili piyasanın oluşturulmasıyla sınırlı olan ve Madde 95 kapsamı mevzuatla ilgili prosedür çerçevesinde kabul edilen harmonizasyon tedbirleri ve (b) Üye Devletlerce kabul edilen politikaları destekleyen, tamamlayan ve kontrol eden önlemler vasıtasıyla mümkün bulunmaktadır.
2003 Nice Antlaşması [28] sırasıyla temel olarak Amsterdam Antlaşmasındaki tüketicinin korunmasına ilişkin şartları/maddeleri muhafaza etmektedir. AT Antlaşmasının Madde 2 de öngörülmüş olan Topluluğun temel amaçları aynı zamanda tüketiciyi daha çok koruyan faaliyetleri vasıtasıyla gerçekleşmektedir.[29] Gerek Antlaşmanın 153 üncü Maddesinde tarif edildiği üzere ve gerek başarılı olduğu ölçüde Topluluğun tüketici politikasının kapsamı Antlaşmanın Amsterdam versiyonu itibariyle değişmeden bırakılmıştır.
3. AB İkincil Hukuk Kaynaklarında Tüketicinin Korunması
3.1. Tüketicinin korunması ile ilgili ana kaynak olarak Direktifler
Tüketicin korunması konularını idare eden ikincil hukuk bakımından Topluluğun mevzuat ile ilgili yetkisi mevcut haliyle sadece Antlaşmanın Amsterdam versiyonu ile kabul edilmiştir.[30] Topluluğun tüketici yasasını harmonize eden enstrümanları kabul etme yetkisi AT Antlaşması Madde 95(3) ve Madde 153 (2) den gelen yetkiden kaynaklanmaktadır. Antlaşmada ve aynı zamanda planlar ve tüketiciyi koruma politikası programlarında yer alan amaçlar doğrultusunda şekillenmiş olan Topluluk mevzuatının yönleri Avrupa ikincil hukukunun yasal düzenlemeleri için bir çerçeve oluşturmaktadır.
Üye Devletlerin ulusal yasal hükümlerin harmonizasyonundaki ölçülerin belirlenmesinde önemli bir role sahip AT direktifleri tüketici yasasının temel kaynağını oluşturmaktadır.[31] Direktifler ulusal yasal hükümlerin harmonizasyonunu amaçlar ve dahili piyasanın ya da daha genel anlamda AB ‘ nin daha iyi bir biçimde işleyişini sağlamaya yönelik roller üstlenir. Bir direktifin tüketici yasasının yasal bir yönetmelik modu olarak seçilmesinde iki boyut vardır;- yasal ve politik - boyutlar. Öncelikle, direktifler bir taraftan Topluluk hukukunun birleşmesini garanti ederken diğer taraftan Üye Devletlerin mevzuatla ilgili yeterliklerini/yetkilerini muhafaza eder ve uygulama sürecinde belirli bir esneklik seviyesini temin eder. Direktifler vasıtasıyla yasanın harmonizasyonu Topluluğun yasa koyucusu tarafından konulan ortak standartların kapsamına, metnine ve uygulanış biçimine ihtiyaç duyar.[32] “Effet utile”( etkin koruma ) doktrinine göre uygulama tedbiri direktif tarafından talep edildiği üzere sonuç bakımından direktifin hükümlerinde öngörülen şartlara uyum sağlamak durumundadır.[33]
Politik perspektif itibariyle seçilmiş bir yönetmelik modu tüketici koruma yasasının harmonizasyonundan yanadır. Ancak, Direktifler tarafından idare edilen konuyla ilgili olarak ve ayrıca yukarıya doğru etkilenen ama Direktifin kendisinin öngördüğü müşteriyi koruma standardından şarta bağlı olarak daha yüksek seviyede bir koruma standardı sağlayan yasaları kabul eden Üye Devletin müsaade ettiği koruma standardını altında kalan kişiyle ilgili olarak, bağlayıcı Direktiflerin çoğunluğu; söz konusu Üye Devletlere uygulama alanını genişletme imkanı tanıyan minimum harmonizasyon standardını temin ederler. Uygulamada harmonizasyonun minimum standardı dahili piyasa çerçevesinde farklı ve birleştirilmemiş kuraların kabulünü gerektirdiğinden çok sayıda soruna yol açar. Bu itibarla, ekonomik argümanlar maksimum “tam” harmonizasyon standardının kabulü ile birlikte temin edilebilecek daha ileri derecede harmonizasyonun lehine ileri sürülmüştür. Dahili piyasanın sınır ötesi boyutunun gelişmesini teşvik etmeye yönelik bu argümanlara arasında en önemli olanı dahili piyasa içindeki güveni arttırmak için tüketici yasasının birleştirilmesini amaçlayan varsayım/ilkedir.[34]
Tüketicini korunması alanındaki Topluluk Müktesebatı bazı yasal konulara yönelik birleşik bir yaklaşım eksikliği şeklinde ve kazuistik yönetmelik sistemi nedeniyle büyük ölçüde parçalara bölündüğü/fragmantasyon yönünde eleştirilere maruz kalmaktadır. Kabul edilmiş mevzuatla ilgili metot neticesinde; genel ortak ilkeler/prensipleri sağlayacak tüzüklerin/düzenlemelerin eksikliği ve dahili piyasadaki dinamik değişikliklerden kaynaklanan tüketici yasası ile ilgili detaylı tüzük/düzenlemelerin ortaya konulması riski ortaya çıkmaktadır.[35] Bu itibarla, metodolojik yaklaşımın eksikliği ve yönetmeliğin fragmanlara/ parçalara bölünmüş karakteri tüketici yasasının mahsurları olarak ifade edilmektedir. [36]
Topluluğun tüketiciyi koruma yasasının harmonizasyonuna olan ihtiyacı işaret eden varsayımlar/ilkeler arasında, gerek yasal doktrin temsilcileri gerek Topluluk kurumlarının temsilcileri; ulusal yasal hükümlerin uygulanması zorunluluğu olmaksızın tüketicinin korunması konusunda Avrupa standartlarının tam bir harmonizasyonunu sağlayan bir tüzük vasıtasıyla direktifin değiştirilmesini önermektedir. Bununla beraber, tüketici koruma yasasının bir kaynağı olarak bir tüzük fikri Üye Devletlerin yasal bağımsızlığını sınırlayan, daha kısıtlayıcı ve doğrudan uygulanabilir bir tedbir olmaktan uzak olduğundan dolayı, yeterince politik destek görmemiştir.
3.2. Tüketici Yasasının düzenlenmesine ilişkin Topluluk Metodu
Avrupa Topluluğu tüketici direktiflerinin ulusal yasal hükümlere uygulanması çoğunlukla AT Antlaşmasının Madde 153 (5) metni doğrultusunda Antlaşmanın hükümleri ile aynı doğrultuda kaldığı sürece Üye Devletlere “ daha sıkı koruyucu tedbirleri muhafaza etme ya da ya da sunma ” yetkisi bırakan tüketicinin korunmasına yönelik minimum standardı sağlayacak Topluluk önlemlerine göre minimum harmonizasyon standardına dayanmaktadır.
Minimum harmonizasyon metodu özellikle belirli Üye Devletler için önerilmiş olan koruma seviyesindeki önemli farlılıklar açısından aynı tarzda / tek tip bir tüketiciyi koruma yasasının meydana getirilmesini desteklemektedir. Minimum şartların kullanılması suretiyle ulusal tüketici mevzuatında kabul edilmiş olan sertliklerin sınırlarını göstermemektedir. Sonuç olarak, minimum harmonizasyon metodunun kullanılması kuralların bölünmesi sonucunu doğurmakta ve direktifler gereğince talep edilen minimum standardın üzerinde tüketicinin korunması standardında daha fazla ayrılmaları önleyememektedir. Bu nedenlerden dolayı, minimum harmonizasyon modeli, dahili piyasanın ve sınırlarının boyutlarının gelişmesine atfen tüketici yasasının harmonizasyonunu yeterince desteklemekte olduğu şeklinde değerlendirilmektedir.[37] Bunun nedeni Avrupa Birliğinde dahili piyasanın düzgün bir biçimde işleyebilmesi için eşzamanlı olarak yüksek seviyede tüketici korunmasının sağlanmasına ve yasanın tam harmonizasyonuna ihtiyaç duyulmasıdır.
Avrupa Birliğinde süregelen tartışmalar sırasında tüketici yasasının geliştirilmesiyle ilgili üç tane mevzuatla ilgili kavram öne sürülmüştür. Mevcut tüketici Müktesebatının revizyonu minimum standart şartının maksimum veya “ tam” harmonizasyon standardı ile değiştirilmesi görüşüne dayanmaktadır.[38] Bir alternatif teşkil eden ve aynı zamanda tüketici mevzuatı reformunun muhtemel seçeneklerinin ikincisinde ; minimum harmonizasyon yaklaşımı ile birleştirilebilen karşılıklı olarak tanınan bir şart olarak bireysel olarak tanımlanan olaylar /davalar ya da düzenlemenin/tüzüğün belirli bir alanı içinde düşünülmektedir. Ortaya atılan kavramlardan üçüncüsü minimum harmonizasyon standardının menşe ülke prensibi ile birleştirilmesini ileri sürmektedir.[39]
Tüketicinin korunmasıyla ilgili mevzuatın mevcut durumunda yapılan modifikasyonun görünür yönü 2004 Tebliğinde bildirildiği üzere Topluluk Müktesebatının revizyonudur, burada; ulusal seviyede uygulanan tüzükte ayırım yapmaksızın direktifler tarafından gösterilen koruma standartlarının uygulanmasını varsaymak suretiyle tam harmonizasyon prensibi göz önüne alınmıştır. Üye Devletlere sadece küçük çapta modifikasyonlar yapmalarına olanak veren tam harmonizasyon ilkesinin kısmi olarak gerçekleşmesi mesela tüketici mali hizmetlerinin pazarlanması konusu ile ilgili ve 90/619 sayılı AET Direktifi ve 97/7 AT ve 98/27 AT Direktiflerinde değişiklik yapan 23 Eylül 2002 tarihli Avrupa Parlamentosu ve Konsey Direktifidir.[40] Tam harmonizasyonun öğelerini; aynı zamanda, dahili piyasada işletmeden tüketiciye uzanan haksız ticari uygulamalar hakkında ve 84/450 sayılı AET Direktifi, Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 97/7, 98/27 ve 2002/65 sayılı Direktifleri ve Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 2004/2004 (AT) Tüzüğünde değişiklik yapan Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 11 Mayıs 2005 tarihli 2005/29/AT sayılı Direktifinde görmek mümkündür.[41]
Tam harmonizasyon ilkesine yönelik bu negatif yaklaşım, direktifi ulusal yasal hükümlerine uygulayan Üye Devletlerin bağımsızlığı bakımından, kendi sınırsız etkilerinden kaynaklanmaktadır. Tam harmonizasyon; Tüm Üye Devletlerde koruma standartlarının tam benzerliğini sağlayan, uygulanan yönetmeliklerin içeriklerinin kısıtlayıcı bir biçimde düşünülmesi üzerine dayanmaktadır. Diğer taraftan, bu tür bir sınırlı yaklaşım Üye Devletlerin direktif tarafından öngörülen koruma seviyesinden sapmalarına ve bu tür bir standardı tüketicilerin menfaatleri lehine uygulamalarına engel olmaktadır. Bu nedenden dolayı, tüketicinin korunmasına ilişkin direktif seviyesindeki hükümler halen daha yüksek standartta bir tüketici korumasını sağlayan, bazı Üye Devletler tarafından önerilen tüketici koruma seviyesinde düşüşe yol açacaktır.[42] Bu tür bir etkiyi önleyebilmek için, direktifin, daha kapsamlı bir tüzük temin etmesi bakımından mevcut konuyu daha geniş ve esnek bir biçimde ele alması gerekmektedir. Böylece, tüzüğü, yüksek standartta tüketicinin korunmasını muhafaza edecek seviyedeki tam harmonizasyona göre formüle etmek büyük önem taşımaktadır.
3.3 Tüketicinin korunmasını doğrudan düzenleyen Direktifler
Dahili piyasadaki diğer aktörlere göre tüketicinin konumunun yasal olarak korunması; Topluluğa tüketici yasası ile ilgili mevzuatın kabulüne yönelik yasal bir zeminin sunulmasını sağlayan, Antlaşmada 90lı yıllarda yapılmaya başlanan değişiklikler ile daha çok önem kazanmaya başlamıştır. Bu da tüketici mevzuatının gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Tüketici yasasının özünü oluşturan Corpus iuris consumentis/ Kanun Külliyatı tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan tüketici sözleşme yasasının direktiflerini kapsamaktadır.[43] Bu direktifler Topluluğun temel ekonomik amaçlarını yerine getirmeyi amaçlamaktadır, örneğin; Avrupa Birliği dahili piyasasında yer alan tüketicilerin faaliyetlerinin geliştirilmesi gibi.
Avrupalı kanun koyucu, yatay ve dikey olarak ve bazen de bu iki yaklaşımı seçilen konuyu yöneten tek bir yasal düzenleme/ kanun altında birleştirmek suretiyle, kabul edilen tüzük modeli açısından tüketiciyle ilgili direktiflerin konularını farklı olarak formüle eder. Spesifik sektör ( dikey ) tüzüğü; direktifte dar kapsamlı olarak ele alınan genellikle belirli sözleşme tüpleri ya da sözleşme gruplarını tarafların hak ve yükümlülüklerini de detaylı bir şekilde dikkate alarak daha kapsamlı bir biçimde incelemiştir.[44] Yatay etki öğelerine nadiren belirli sektör direktiflerinde ve sadece uygulamaları yönetmeliğin konusunun çerçevesini aşması halinde rastlanır. Yatay direktifler tüzüğün nüvesini daha genel bir şekilde sunar. Tüketiciyi koruma yasasının konularına daha büyük ölçüde değinir ve konunun kazuistik bir şekilde ele alınmasını bir yana bırakır. Yatay tüzüğün karakteristik özellikleri direktifin uygulama alanını genişletir ve tüketiciyi koruma yasasının bir kısmı ya da tamamı açısından standartlaştırmak suretiyle karakterini kalifiye eder. [45]
Kendi yasal koruyucu tekniklerini geliştirmiş olmaları bakımından tüketici direktifleri; koruyucu garantileri örneğin tüketiciler bakımından bilgi yükümlülüklerinin genişlemesinden, sözleşmeden çekme hakkından, sözleşmeyle ilgili şartların kontrolünün arttırılmasından kaynaklanmış olan, tüketicinin korunmasına yönelik belirli bir rejimi ortaya koyarlar. Tüketicinin korunması ile ilgili öğeler bir taraftan Üye Devletlerin özel ve kamu hukukunda yer alan mevcut çözümlerin adaptasyonu ve genişletilmesine, diğer taraftan da profesyonellerin zorlayıcı pazarlık güçleri karşısında tüketicilerin zayıf olan pozisyonlarını daha iyi bir hale getirilmesine olanak tanıyan bağımsız Topluluk enstrümanlarının yaratılmasına dayanmaktadır. [46]
Tüketici sözleşme yasasını harmonize eden tüketiciyi koruma mevzuatının özü ve raporun konusunu oluşturan konu aşağıdakilerden meydana gelmektedir:
I. İşletmelerden bağımsız olarak yapılmış sözleşmeler bakımından tüketiciyi korumaya ilişkin 20 Aralık 1985 tarihli 85/577/AET sayılı Konsey Direktifi. [47]
II. Tüketici kredisi ile ilgili Üye Devletlerin kanunları, tüzükleri ve idari hükümlerinin aproksimasyonu/yaklaştırılması hakkında 87/102/AET sayılı, 22 Aralık 1986 tarihli Konsey Direktifi.[48]
III. Paket seyahat, paket tatiller ve turlar hakkında 90/314/AET sayılı ve 13 Haziran 1990 tarihli Konsey Direktifi.[49]
IV. Tüketici sözleşmelerindeki adaletsiz şartlara ilişkin 93/13/AET sayılı ve 5 Nisan 1993 tarihli Konsey Direktifi.[50]
V. Devre mülk esasına göre taşınmaz malları kullanma hakkının satın alınmasıyla ilgili sözleşmelerin belirli yönleri itibariyle hizmeti satın alan müşterilerin korunması hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 26 Ekim 1994 tarihli ve 94/47/AT sayılı Direktifi.[51]
VI. Mesafeli sözleşmeler itibariyle tüketicilerin korunması hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 97/7/AT sayılı ve 20 Mayıs 40 1997 tarihli Direktifi.[52]
VII. Tüketicilere sunulan ürün fiyatlarının gösterilmesi hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 98/6/AT sayılı ve 16 Şubat 1998 tarihli direktifi.[53]
VIII. Tüketicilerin menfaatlerinin korunmasına yönelik talimatlar hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 98/27/AT sayılı ve 19 Mayıs 1998 tarihli Direktifi.[54]
IX. Tüketici mallarını satışı ve garantileri ile ilgili belirli hususlar hakkında Avrupa Parlamentosu ve Konseyinin 999/44/AT sayılı ve 25 Mayıs 1999 tarihli Direktifi.[55]
X. Tüketici mali hizmetlerinin mesafeli pazarlanması hakkında ve 90/6/AET sayılı Konsey Direktifi ve 97/7/AT ve 98/27/AT sayılı Konsey direktiflerinde değişiklik yapan 23 Eylül 2002 tarihli ve 2002/65/AT sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Direktifi.[56]
3.4. Tüketicilerin pozisyonunu doğrudan etkileyen Direktifler
Tüketici koruma stratejileri tarafından ileri sürülen önceliklerin zaman içinde gerçekleşmesi sırasında ve 1975 Tüketici programında geliştirilen beş temel tüketici hakkı katalogunda açıklandığı üzere, Topluluk kanun koyucusu tarafından örneğin dahili piyasa, şirketler, çevrenin korunması, hizmetler, veya belirgin şekilde e –ticaret veya mali hizmetler gibi düzenlenmiş sektör alanlarına değinen eden diğer politikalarda da tüketici konusu göz önüne alınmıştır.[57] Yukarıda değinilen alanlar için kabul edilmiş olan dominant yönetmelik metodu genel olarak tüketicinin korunmasını sağlayan kamu hukuku enstrümanlarına dayanan belirli bir sektör yaklaşımını oluşturur. Bu alanlara değinen Direktiflerin tüketicilerin menfaatlerini doğrudan düzenlemedikleri ancak pozisyonları üzerinde doğrudan etki yarattıkları unutulmamalıdır
Doksanlı yıllardaki tüketiciyi koruma programları ; telekomünikasyon, ulaşım, posta servisleri, gaz, elektrik, su gibi kamu teşebbüsleri tarafından sağlanan hizmetlerde tüketici yönüne de dikkat çektiler. Son iki tüketici koruma programı kamu hizmetlerinin belirli sektör düzenlemelerini de içeren Avrupa’nın diğer politikalarında tüketicinin korunmasına konusuna daha fazla yer verilmesi gerektiği ifade etti. Topluluk rekabet stratejisi ve dahili piyasanın liberizasyonu ile ilişkisini sürdüren progresif/ileri seviyede ticarileşme tüketiciyi koruma yasasını kamu hizmetleri alanına uyarlamanın bir gerekçesi olarak algılanmaktadır. [58] Şu anda, kamu hizmetleri alanını düzenleyen bağlayıcı nitelikteki belirli sektör Direktifleri bilgiye erişim, üretici seçimi imkânları ve makul bir fiyat temini için yüksek kalitedeki hizmetlere giriş ilkelerini yerine getirmektedir. Ancak, kamu hizmetlerinin belirli sektör ayarlamalarındaki tüketici politikasına yönelik olarak gösterilen öneme son vermek yerine, tüketiciyi korumanın asıl rolü diğerleri arasında tüketicinin ekonomik menfaatlerini koruyan direktifleri yerine getirmekte yatmaktadır; tüketici sözleşmelerindeki adaletsiz şartlar hakkındaki 93/13/AET sayılı ve 5 Nisan 1993 tarihli Konsey Yönetmeliği[59]
Bunun yanında, dahili piyasada neticelendirilen işlemlere iştirak eden girişimcilerin ticari faaliyetlerini düzenleyen Direktiflerde de bir tüketici koruma yaklaşımı vurgulanmıştır. Bu konudaki en iyi örnek; rekabetin dahil olmasını etkileyecek ve dahili piyasanın düzgün bir biçimde işleyişi karşısında engeller yaratabilecek haksız reklamcılık açısından diğerleri arasında girişimcilerin adaletsiz davranışlarına atıfta bulunan, dahili piyasadaki işten tüketiciye uzanan haksız faaliyetler hakkındaki 11 Mayıs 2005 tarihli ve 2005/29/AT sayılı Direktiftir. [60]
Sıralanan temel tüketici hakları arasında diğer bir Topluluk faaliyetleri alanı güvenlik ve sağlığın korunmasıdır. Tüketici yasası tüzüğünde sağlık ve güvenlik ile ilgili bir strateji doğrudan vurgulanmamış olsa da, tüketicilere sunulan mal ve hizmetlerin kalite ve güvenliğine ilişkin gereksinimlere ve dağıtım ve üretim aşamasında malların kontrolünü sağlayan prosedürlere, mal ve hizmetler hakkında geniş bir biçimde algılanan bilgiler ve kullanımları ve güvenlikleri açısından bu mal ve hizmetlerin çevreye karşı yarattığı risklere ise değinilmiştir. Mal ve hizmetlerin güvenliği konusunu düzenleyen enstrümanlar iki gruba ayrılır:[61]
(1) mal ve hizmetlerin üretim ve dağıtım şartlarını şekillendiren dikey ve yatay idari ve yasal düzenlemeleri domine eden ve
(2) tüketicilere sunulan emniyetli olmayan ürün ve hizmetlerdeki hatalardan kaynaklanan zarara karşı yükümlülükler getiren hükümler.[62]
Ürün güvenlik politikasına ve tüketici perspektifince yargılanan diğer Topluluk politikalarına sunulan tüketiciyi koruma öğeleri dahili piyasa bünyesinde sunulan ürün ve hizmetlere yönelik olarak müşterinin artmakta olan güvenine katkı sağlar.
------------------------------------------------
[7] A comprehensive analysis of the consumer as a weaker party paradigm see: E. Hondius, The Protection of the Weak Party, JCP 2007, Vol. 27, p. 250.
[8] Note 1, OJ C-92/2, 25.04.1975, p. 2.
[9] Established by Commission Decision of 25 September 1973 relating to the setting up of a Consumers' Consultative Committee, 25.09.1973, OJ No L 283, 10.10.1973, p. 18; currently replaced by the Commission to Consumer Affairs, established by the Commission’s decision 95/260/EC, 13.06.1995, OJ L-162, 13.07.1995, p. 37-40.
[10] J. Maliszewska-Nienartowicz, Programy ochrony konsumenta w prawie WE, Studia Europejskie 2003, nr 4, p. 107.
[11] The Council Resolution of 14 April 1975 on a preliminary programme of the European Economic Community for a consumer protection and information policy. OJ 25.04.1975, C 92/1, p. 2 – 16.
[12] Idem, point. 10, p. 4.
[13] Idem, point 3 and 14, OJ C 92/1, 25.04.197, p. 2 and 4.
[14] OJ C 133/1 of 03.06.1981, p. 1-13.
[15] Point 8.2 Programme, OJ C 133/1, 03.06.1981, p. 3.
[16] COM (85) 314 final, 27.06.1985, p. 1-27.
[17] COM (85) 314 final, 27.06.1985; points 14 ff.
[18] COM (85) 314 final, 27.06.1985; see: Annex.
[19] Communication from the Commission concerning the Consumer Policy Action Plan 1999-2001, COM (1998) 696 final, 01.12.1998.
[20] Communication from the Commission to the European Parliament, the Council, the Economic and Social Committee and the Committee of the Regions on consumer policy strategy 2002-2006, COM (2002) 208 final, OJ C-137/02.
[21] COM (2007) 99 final, 13.03.2007, p. 1-13 (5).
[22] Cf. Article 2 Treaty of Rome.
[23] N. Reich, Diverse Approaches to Consumer Protection Philosophy, JCP 1991-1992, Vol. 14, p. 274.
[24] Article 100 (1) introduced the majority decisions with regard to the measures concerning the achievement of the Single European Market who have as their object the establishment and proper functioning of the internal market.
[25] P. Weatherill, EC Consumer Law and Policy, Aldershot 2005, p. 5.
[26] Treaty of Amsterdam, OJC 340, 10.11.1997.
[27] The practical effect of the “sectoral clause” was initially limited to the expression of the consumer protection postulates in the text of directives’ preambles of other policies and their application as interpretational clauses. See: among others E. ?etowska Europejskie prawo umów konsumenckich, Gdynia 2004, p. 11; H.-W. Micklitz, N. Reich, P. Weatherill, EU Treaty Revision and Consumer Protection., JCP 2004, Vol. 27, p. 367-399 (378). Cf. also the Council Resolution of 15 December 1986 on the integration of consumer policy in the other common policies, Official Journal C 003, 07.01.1987, p. 1– 2.
[28] Treaty of Nice, OJC 80, 10.03.2001.
[29] Art. 3 (1) (t) EC Treaty
[30] See: C. Mik, Europejskie prawo wspólnotowe. Zagadnienia teorii i praktyki. Tom I, 2000, p. 600 ff.; H.-W. Micklitz., N. Reich, P. Weatherill, EU Treaty Revision and Consumer Protection., JCP 2004, Vol. 27, p. 367-399 (374).
[31] Cf. P. Ch. Müller-Graff, EC Directives as a Means of Private Law Unification [in:] Hartkamp/Hesselink et al., Towards a European Civil Code. Third Fully Revised and Expanded Edition, Kluwer Law International 2004, p. 71 ff.
[32] R. Tokarczyk, Harmonizacja polskiej kultury prawnej z kultur? prawn? Unii Europejskiej, Studia Europejskie 2004, No. 3, p. 70.
[33] Cf. Article 249 (3) EC Treaty.
[34] A critical analysis of the use of maximum harmonisation clause in the process of increasing of consumer confidence on the internal market see: T. Wilhelmsson, The Abuse of the ‘‘Confident Consumer’’ as a Justification for EC Consumer Law, JCP 2004, Vol. 27, p. 320 ff.
[35] Green Paper on the Review of the Consumer Acquis, COM (2006) 744 final, 08.02.2007, p. 7.
[36] Cf. E. ??towska, Europejskie prawo umów konsumenckich, 2004, p. 17.
[37] Green Paper on the Review of the Consumer Acquis, COM (2006) 744 final, 08.02.2007, p. 8.
[38] The foretold revision of the consumer directives assumes the possibility of full harmonisation method. The possibility of an adoption of the maximum harmonisation standard was accepted by the respondents to the Green Paper. See: Commission Staff Working Paper Report on the Outcome of the Public Consultation on the Greek Paper on the Review of the Customer Acquis: http://ec.europa.eu/consumers/cons_int/safe_shop/acquis/ acquis_working_doc.pdf.
[39] COM (2006) 744 final, 08.02.2007, p. 12-13.
[40] OJ L 271, 9.10.2002, p. 16–24.
[41] OJ L 149 (11.06.2005), p. 22-39.
[42] See for example the level of protection offered to the consumers in the Scandinavian States and the Nederland.
[43] Cf. An area of the Community consumer acquis referred to in the Green Paper, COM (2006) 744 final, 08.02.2007, p. 3. Cf. also the detailed presentation of the Community directives as listed in COM (2001) 398 final, p. 18 ff.
[44] The sector-specific approach is characteristic for Directive 85/577 that is focused on a very narrow problematic of contracts concluded away from business premises; Directive 87/102 on consumer credit, Directive 90/314 on package travel and Timeshare Directive 94/47.
[45] The Directive 93/13 on unfair terms constitutes an example of a horizontal approach, which as the only one refers to all types of consumer contracts. The Directive 98/27/EC on injunctions for the protection of consumers' interests to some extent exemplifies also a horizontal approach.
[46] An example constitutes consumer’s right to withdraw from the contract - “cooling-off period”.
[47] OJ L 372, 31.12.1985, p. 31-33.
[48] OJ L 42, 12.2.1987, p. 48–53.
[49] OJ L 158, 23.6.1990, p. 59-64.
[50] OJ L 95, 21.4.1993, p. 29-34.
[51] OJ L 280, 29.10.1994, p. 83-87.
[52] OJ L 144, 4.6.1997, p. 19-27.
[53] OJ L 80, 18.3.1998, p. 27-31.
[54] OJ L 166, 11.6.1998, p. 51-55.
[55] OJ L 171, 7.7.1999, p. 12-16.
[56] OJ L 271, 9.10.2002, p. 16–24.
[57] COM (2007) 99 final, p. 10.
[58] COM (2002) 208 final, p. 7; COM (2007) 99 final, p. 4.
[59] P. Rott, Consumers and services of general interest: Is EC consumer law the future?, JCP 2007, Vol. 30, p. 59.
[60] Cf. point 3, Dz. U. L 149 of 11.6.2005, p. 2.
[61] Cf. E. ??towska, Europejskie prawo umów konsumenckich, Gdynia 2004, p. 79.
[62] These directives introduce a specific liability standard. Cf. Council Directive 85/374/EEC of 25 July 1985 on the approximation of the laws, regulations and administrative provisions of the Member States concerning liability for defective products, OJ L 210, 7.8.1985, p.28-33; Directive 1999/34/EC of the European Parliament and of the Council of 10 May 1999 amending Council Directive 85/374/EEC on the approximation of the laws, regulations and administrative provisions of the Member States concerning liability for defective products, OJ L 141, 4.6.1999, p.20-21 and Directive 2001/95/EC of the European Parliament and of the Council of 3 December 2001 on general product safety (Text with EEA relevance), OJ L 11, 15.1.2002, p. 4–17.






