banner_1.jpg, 12 kB
 
 
Avrupa Birliği Hukuku’nun Uzaktan
Öğrenme Modülünün Geliştirilmesi Projesi
 
 

Doğrudan Vergilendirme

Doğrudan vergilendirme şahsi ve şirket gelirleri üzerindeki bütün vergilere atıfta bulunmaktadır (gelir vergisi, şirket vergisi, emlak vergisi ve yerel vergilerin birçoğu). Yukarıda bahsedildiği gibi, Üye Ülkeler tasarruflar ve sermaye kazançları üzerinden toplanan vergilere ilaveten doğrudan vergileri serbest bir şekilde yasallaştıracaklardır.

 

AB Antlaşmasının dolaylı vergileri düzenlemek için özel hükümler içermediğini önceden açıklamıştık; bu nedenle, vergi koordinasyonu hassas bir konu olarak kalmaktadır. Bununla birlikte, doğrudan vergilerin Antlaşmada belirtilen dört özgürlük ve kişilerin şirketlerin yerleşimim hakkı ile uyumlu olmaları gerektiğini unutmamalıyız.

 

AB Doğrudan Vergiler konusundaki hareket serbestîsine istinaden, 1997 yılından bu yana haksız vergi rekabetine karşı, temel olarak aşağıdaki başarılar sayesinde bir savaş başlatılmıştır: şirketler vergiyle ilgili tüzük, tasarruf vergisi hakkındaki Direktif ve farklı Üye Ülkelerin ilgili ticaret şirketleri arasındaki faiz ve imtiyazların ödenmesiyle ilgili Direktif.

 

Yukarıda daha önce belirtmiş olduğumuz gibi, AB Üye Ülkelere doğrudan vergi sistemlerini tasarlamak için neredeyse tam bir özgürlük vermektedir. Bununla birlikte, böyle bir özgürlük, sınırlar arasında uygulanırsa tutarsız vergi sistemlerinin mevcut olmasına neden olabilir. Bu nedenle, AB, hem üye ülkelerden daha iyi bir işbirliği ve koordinasyon sağlamak, hem de üye ülkeler arasında daha iyi bir işbirliği ve koordinasyon sağlamak durumundadır.

AB’nin iki özel hedefi;

- Vergi kaçırılmasını önlemek (örneğin, faizin önerilen stopajı vasıtasıyla); ve

- Çifte vergilendirmenin ortadan kaldırılması (örneğin, ikamet etmeyen bireylere kar payı ödenmesi ile ilgili anlaşmalar sayesinde)

olacaktır.

Ruding[5] raporu Üye ülkelerdeki tüm vergi sistemlerinin yerli yatırımcıyı yabancı yatırımcıya karşı koruyan bir ayrımcılığa sahip olduğunu ortaya koymuştur. Benzer bir şekilde, potansiyel olarak zararlı etkileri sermaye hareketinin önündeki engellerin ortadan kaldırılmasıyla artış göstermiştir ve eğer bu gibi engeller Ortak Pazar için önemli bir tehdit anlamına geliyorsa, pazar güçleri ve ulusal vergi sistemleri arasındaki rekabetin karşılıklı etkileşimi sayesinde ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı veya öte yandan topluluğun harekete geçmesinin gerekli olup olmadığının bilinmesi gerekmektedir.

AB tarafından geliştirilen girişimler arasında aşağıdakiler vurgulanabilir:

Üye Ülkelerin Doğrudan Vergi Sistemlerinin Koordinasyonu:

 

Komisyonun, Konsey, Parlamento ve Avrupa Ekonomik ve Soysal Komitesine[6] yönelik Bildirisi, henüz uyumlaştırılmamış bulunan ulusal doğrudan vergi sistemlerinin gelişiminin koordine edilmesi ve geliştirilmesi amacını ortaya koymuştur.

 

Öncelikle bazı terimleri açıklığa kavuşturmamız gerekmektedir:

 

- Uyumlu hale getirme, ulusal yasaların yerini alacak ortak bir yasal Topluluk Organının meydana getirilmesini ima etmektedir.

- Koordinasyon ulusal sistemleri kendi aralarında ve Antlaşmayla uyumlu hale getirmeye çalışmaktadır.

 

Bu nedenledir ki, koordinasyon tek tip bir topluluk sistemiyle etkili olan ulusal vergi sistemlerini geçersiz hale getirmeyi hedeflememekte; sadece, mevcut ulusal sistemlerin herhangi bir sorun olmaksızın birlikte çalışabilmesi niyetindedir.

 

Önceden açıklamış olduğumuz gibi, koordinasyon sistemleri, diğer sorunların arasında, ister bir şahıs isterse bir ticaret şirketi olsun bir vergi mükellefinin çifte vergilendirmeye karşı ayrımcılığa tabi tutulduğu veya çifte vergilendirmeye tabi olduğu veya yalnızca böyle bir vergi mükellefinin sınırlar arası bir statüye sahip olması nedeniyle yürürlükte olan yasalara uyum sağlamak için ilave maliyetler ödemek zorunda kaldığı durumları önlemeye çalışmaktadır. Bu tür bir durum diğer Üye Ülkelerde yatırım yapmayı isteyenlerin cesaretini kırmaktadır ve kendi sınırlarının ötesinde iş kurmak ve yatırım yapmak isteyen şirketler için, ortak pazarın avantajlarından yararlanmalarını engelleyerek, bir engel meydana getirmektedir.

 

Normal olarak, Üye Ülkeler bu sorunları kendi tek taraflı eylemleri veya ikili vergi anlaşmaları sayesinde gelişigüzel bir şekilde ele almaktadırlar. Ama bu sorunlar çeşitli münakaşalara neden olmaktadır çünkü vergi mükellefleri Antlaşmanın verdiği özgürlükler ışığında Üye Ülkelerin kanunlarına itiraz etmişler ve temyiz yoluna başvurmuşlardır.

 

Ulusal vergi politikalarından kaynaklanan ve AB’yi etkileyen sınırlandırmalar Avrupa Adalet Divanının çeşitli kararlarında tarif edilmektedirler:

 

 

· Mahkeme Kararı C-520/02 Turpeinen

· Mahkeme Kararı C-196/04 Cadbury Schweppes

· Mahkeme Kararı C-386/04 Centro di Musicología Stauffer

· Mahkeme Kararı C-290/04 Scorpio

· Mahkeme Kararı C-346/04 Conijn

· Mahkeme Kararı C-152/03 Ritter-Coulais

· Mahkeme Kararı C-471/04 Keller Holding

· Mahkeme Kararı C-365/04 Bouanich

 

Komisyon birden fazla Üye Ülkede faaliyet gösteren şirketler tarafından karşılaşılan vergi engellerinden kaçınılması için yürürlükte olan bir aracın çok uluslu gruplar için topluluk sınırları içerisinde gerçekleştirilen faaliyetlere uygulanabilir olan birleştirilmiş bir vergi veri tabanı (CTDB) meydana getireceğine inanmaktadır. Benzer bir şekilde, 2008 yılında bu vergi veri tabanı hakkında yasal bir öneri verme niyetinde olunduğu konusunda malumat verilmiştir.

 

A) Vergi sistemlerinin koordinasyonunun temel prensipleri:

 

Koordinasyon girişimi farklı biçimlere yol açabilir, örneğin, Üye Ülkeler tarafından üzerinde uzlaşma sağlanmış olan tek taraflı hareket veya bir topluluk aracı vasıtasıyla yapılan ortaklaşa hareketten bahsedebiliriz. Bazı durumlarda, Üye Ülkelerin tek taraflı olarak kendi ortak anlaşmalarıyla ortaya koyulan çözümler uygulamaları yeterlidir. Bununla birlikte, diğer durumlarda, tek taraflı bu hareket yeterli olmayabilir ve vergi ile ilgili ikili bir anlaşma veya bir topluluk aracı vasıtasıyla ortaklaşa bir hareket, özellikle farklı Üye Ülkelerin Yasaları arasındaki çelişkilerden kaynaklanan vergilerin çifte vergilendirilmesi veya kasıtsız vergilendirilmemesi durumlarında gereklidir.

 

Benzer bir şekilde, özellikle topluluk ülkelerinin vergilendirilebilirlik temelini korumak amacıyla çifte vergilendirmenin önlenmesi için alınması gereken tedbirlerle ilgili olarak, Üye Ülkeler ve üçüncü ülkeler arasındaki anlaşmaların daha iyi bir koordinasyonu zorunludur.

 

Hukuki ihtilaflarda artış görülmesi nedeniyle Üye Ülkeler vergi kanunlarının topluluk mevzuatıyla uyumluluk göstermesini sağlamak için büyük özen göstermekte ve aktif olarak çalışmaktadırlar: Bu nedenledir ki, geliştirilen girişim Antlaşma uyarınca taahhüt edilen yükümlülüklerle uyumun garanti edilmesine ve özellikle anlaşmazlıklara sebep olabilecek çarpıklıkları azaltılmasına katkıda bulunmalıdır.

 

Koordine edilmiş ve tutarlı bir vergi işleminden kasıt:

 

1. Çifte vergilendirmeyi ve ayırımcılığı ortadan kaldırmak:

 

AB Antlaşmasının 293’üncü maddesinde atıfta bulunulduğu üzere, uluslar arası çifte vergilendirme, AB içerisindeki sınırlar arası faaliyeti ve yatırımı engelleyen temel faktörlerden birisidir. Sahip olduğu etkiler nedeniyle, temel bir amaç ve prensip olarak, uluslar arası çifte vergilendirmenin her ihtimalde bertaraf edilmesi gerekmektedir. Çifte vergilendirme aynı vergi mükellefinin birden fazla vergi yetki alanına tabi olduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır. Ulusal vergi sistemleri arasında koordinasyonun olmamasından kaynaklanan ve sadece Üye Ülkeler arasındaki koordinasyon sayesinde çözülebilecek olan çifte vergilendirme, ortak pazara karşı gerçek bir engel oluşturmaktadır.

Üye ülkelerin ulusal uygulamalarından farklı bir uygulamaya yönelmeleri, ancak vergi mükellefinin böylesi bir farklı uygulamaya rıza göstermesiyle mümkün olabilmektedir. Son zamanlarda Üye Ülkelerin yasalarının birçok yönünün; sermaye kazançları üzerinden vergiler, temettüler üzerinden vergilendirme, grup vergilendirmesi, bağlı kuruluş vergileri hakkındaki yasalar ve vergi kaçırmaya karşı yasalar dâhil olmak üzere, Antlaşmayla açık bir biçimde çeliştiği görülmektedir. Bununla birlikte, Üye Ülkelerin Antlaşmanın özgürlüklerin doğru bir şekilde uygulamaları) kolay bir görev değildir. Özellikle de eğer karmaşık bir vergi sistemine atıfta bulunursak, her şeyden önemlisi, günümüzde içtihat hızlı bir şekilde değişiklik geçirmekte olduğundan ve genel olarak farklı Üye Ülkelerin özel hükümlerine atıfta bulunduğundan Avrupa Topluluğu Adalet Divanının (CJEU) içtihadının yardımıyla dahi böyle bir görev doğru bir şekilde yerine getirilmemektedir Yukarıda bahsetmiş olduğumuz gibi, sonuçları anlamak ve daha geniş bağlamda davalar üzerinde karar vermek güçtür.

 

Bu karmaşıklık nedeniyle Komisyon doğrudan vergilendirmenin ana alanlarına bu gibi prensiplerin nasıl uygulandığı hakkında ve içtihattan alınan prensipler hakkında kılavuz hazırlanmasının yerinde olacağına inanmaktadır. Vergi mükelleflerine, vergi mercilerine ve ulusal mahkemelere daha iyi yasal güvenlik verme amacını taşımaktadırlar.

 

Kılavuzların sadece bir başlangıç noktası olmadıkları açıktır, çünkü sınırlar arasında geçerli bir vergi işleminin garanti altına alınmasına olanak sağlayan vergi sistemleri bulmak zorunlu olacaktır. Ve tekrar tekrar ifade edildiği gibi, ayırım yapmama yükümlülüğüne tek taraflı çözümlerle tutarlı ve etkili bir şekilde uyum sağlanması her zaman mümkün değildir. Bununla birlikte, Üye Ülkelerin birçoğu, bir vergi politikasıyla ilgili bakış açısından bunun daha iyi bir çözüm olmadığı durumlarda, ulusal vergi karlarını ortadan kaldırarak ve ulusal vakalarda sınırlar arası durumlar için gereksinimler uygulayarak kendi kendilerine bu sorunla yüzleşmektedirler. Bu tedbirlerin yan etkileri; ortak pazar çıkarlarının ve Üye Ülkelerin ekonomilerinin rekabet edebilirliğinin ihlal edilmesidir[7].

 

Yukarıda bahsedilen sorunlar ve eylemlerin bir sonucu olarak, Komisyon, Üye Ülkelerin topluluk yasaları tarafından dayatılan yükümlülükler ile uyum sağlarken kendi vergi politikası hedeflerine ulaşmalarına olanak sağlayacak olan koordine edilmiş çözümler bulmalarına yardımcı olmak için bir dizi girişim öne sürecektir.

 

2. Kasıtsız vergilendirmeme ve kötüye kullanmaları engellemek:

 

Temel olarak koordinasyon eksikliğinden kaynaklanan vergi sistemlerinin işlevsizliği birçok durumda kasıtsız vergilendirmemeye neden olabilir ve kötüye kullanma için boşluklar bırakabilir. Vergilendirmeme, ortaya çıkan kötüye kullanımlar kadar, ortak pazar için eşit derecede zarar vericidir, çünkü Üye Ülkelerin vergi sistemleri arasında olması gereken eşitlik ve dengeyi kırabilirler. Yukarıdaki konuda olduğu gibi, çözüm Üye Ülkelerin yasalarının koordinasyonunda ve Yasalar ile uyumun sağlanması hedefine sahip olan daha yüksek ve daha iyi bir işbirliğinde yatabilir.

 

Bu nedenle, Komisyon yakın bir gelecekte, bu konuyu ilgilendiren topluluk içtihat düzeltmelerini temel alarak, bir çalışma grubunda Üye Ülkelerle bu sorunu tartışmayı planlamaktadır.

 

3. Birden fazla vergi sistemine tabi olunmasından kaynaklanan, vergi yasalarıyla uyum sağlamanın maliyetlerinin azaltılması:

 

Farklı vergi sistemlerinin çakışması, Üye Ülkelerin önemli miktarda gereksinimlerle uyum sağlaması gerektiği anlamına gelmektedir. Yukarıda bahsedildiği gibi, Komisyon 25 kadar ulusal sisteme ve buna ilaveten vergilendirilebilir bir temelin tahsisini belirleyen transfer ücretlendirme kanunlarına tabi olan çok uluslu şirketler üzerindeki yükün azaltılmasına olanak sağlayan bir Vergi Veri Tabanı (CTDB) geliştirilmesi üzerinde aktif bir şekilde çalışmaktadır. Benzer bir şekilde, Komisyon[8] transfer ücretlendirmesi hakkındaki kanunlara uyum sağlamanın yükünü azaltma ihtimallerini araştırmayı denemiştir.

 

Her halükarda, sınırlar arasındaki Yasalarla uyumdan kaynaklanan maliyetlerin nasıl azaltılacağını araştırmamız gerektiği, her şeyden önemlisi, vergi mükellefleri, küçük ve orta ölçekli şirketler ve bireyler için prosedürleri basitleştirmemiz ve elbette Üye Ülkeler arasındaki idari işbirliğini geliştirmemiz gerektiği aşikârdır.

 

 

B) Sınırlar arasında maruz kalınan kayıpların vergi amaçları boyutuyla değerlendirilmesi

 

Sınırlar arası kayıplar aynı Üye Ülkede elde edilen kazançlara karşı Üye Ülkelerin birçoğunda tazmin edilebilir. Ama eğer kayıplar diğer Üye Ülkelerde ortaya çıkmışsa çoğu durumda dengelemelere izin verilmediğinin altını çizmemiz gerekmektedir. Sınırlar arası hiçbir denge kaybı olmadığından, işbirliği kazançları ve kayıpları farklı yetki sahalarında dağıtılabilir. Bu nedenle, işbirliği kaybı dengesinin sadece böyle bir yatırımın yapıldığı Üye Ülkelerde elde edilen kazançlarla sınırlı olduğu söylenebilir. Bu durum Topluluğun tamamında, ticaret şirketleri ve gruplarının fiili gelirleri üzerinden belirli bir oranda vergilendirmelerine yol açmaktadır.

 

Yasayla düzenlenmemiş alanların var olması, diğer pazarlara nüfuz edilmesini zorlaştıran veya bozan engeller meydana getirmektedir. Sonuç olarak, Avrupalı şirketlerin uluslar arası rekabet edebilirliğini olumsuz yönde etkiler.

 

Komisyonun; Konsey, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine Komisyonuna yönelik 19 Aralık 2006 tarihli Bildirisi[9], sınırlar arası kayıpların dengelenmesi için minimum bir norm benimsemek amacıyla Üye Ülkelerin koordineli çabası sayesinde bu sorunla yüzleşilmesini sağlamıştır. Bu Bildiri, sınırlar arası kayıpların telafi edilmesinin bir yolunun bulunmasına olanak sağlamaktadır:

· Aynı anonim şirkette yani, diğer bir Üye Ülkede bir şube veya sürekli işletme:

Bu konu için başlangıç noktamız Üye Ülkelerin tek bir anonim şirkette kendi uluslarının sınırları içerisindeki işlemlerde kaydedilen kayıpları azaltmaya otomatik olarak yetkili olduklarıdır. Bu önerme bir anonim şirketin başka bir Üye Ülkede kalıcı bir kuruluş vasıtasıyla mevcut olduğunda, ana şirket tarafından daimi kuruluştan kaynaklanan kayıpların nihai dengesinin müdahil Üye Ülkeler arasında mevcut olan çifte vergilendirme anlaşmaları uyarınca çifte vergilendirmenin önlenmesi için seçilen yönteme doğrudan bağlı olmasına olanak sağlamaktadır.

 

İsnat, anonim şirketin ikamet ettiği devlette küresel olarak elde edilen gelirin belirlenmesi için bütün kayıpların göz önünde bulundurulması anlamına gelmektedir. Bu isnat mevcut 27 Üye Ülkeden sadece 12 ‘si tarafından uygulanmaktadır.

 

İsnada atıfta bulunulurken, Üye Ülke tarafından ana şirketin vergilendirilebilir temelinin kaynağından vergilendirilen bütün gelirin hariç tutulması gerekmektedir:

 

· Kurumsal ikametgâh seviyesindeki kayıplar mahsup edilmeksizin (27 Üye Ülkenin 9’u tarafından) kullanılmaktadır;

· Üye Ülkede konuşlanan kalıcı kuruluşlardan kayıpları geçici olarak mahsup ederek (5 Üye Ülke tarafından) kullanılmaktadır.

Bu yöntem çok büyük ölçekte uygulanmamasına rağmen, Komisyon kalıcı kuruluşlar tarafından maruz bırakılan kayıpları değerlendirmeyen Üye Ülkelerin diğer Üye Ülkelerde bu yöntemi uygulamalarını sağlamak için elinden gelen çabayı göstermekte ve AB Antlaşması uyarınca, kuruluş serbestliğini desteklemek amacıyla Üye Ülkeleri kendi vergi sistemlerini yeniden gözden geçirmeye davet etmektedir.

* Kurumsal bir grupta (başka bir Üye Ülkede grubun bir üyesi):

Ticaret şirketlerinden oluşan bir grubun uygulamasında ve sadece ulusal durumlarda, kayıplar otomatik olarak hesaba katılmamaktadır, bu nedenle, 19 Üye Ülke gruplar için grupları tek bir ekonomik birim olarak ele almak amacıyla ulusal bir vergilendirme sistemine sahiptirler. Bununla birlikte, 8 Üye Ülke benzer herhangi bir sistem kurmamaktadır.

 

Ulusal bir seviyede grup vergilendirmesi için üç farklı sistem mevcuttur:

 

· Grup içerisinde kayıpların transfer edilmesi sistemi, 7 Üye Ülke tarafından kullanılmaktadır;

· Ortak grup gelir sistemi, (yani, tek tek vergi sonuçları ilave edilmektedir) 11 Üye Ülkede kullanılmaktadır;

· Toplam vergi birleştirmesi: Grubun gelirleri ve kayıpları tek bir hesap sayesinde değerlendirilmektedirler. 1 Üye Ülke tarafından kullanılmaktadır.

Ulusal sisteme sahip 19 Üye Ülkeden sadece 4’ünün sistemi sınırlar arası durumlardaki kayıpları göz önüne almak için uyguladıklarını söyleyebiliriz.

 

Sınırlar arası kayıpların farklı uygulamalarının kanıtı olarak Avrupa Adalet Divanının başka bir Üye Ülkede kurulmuş olan bir alt kuruluş tarafından katlanılan kayıpların değerlendirilmesi hakkında karar vermek zorunda kaldığı Marks & Spencer davasında verilen kararı bulabiliriz.

 

Ve yukarıda bahsedildiği gibi, Komisyon sınırlar arası kayıp dengelerinin minimum bir seviyede kalmasını sağlamak amacıyla Üye Ülkelerin arasından seçim yapabileceği üç mekanizma ortaya koymaktadır. Bu durumda dahi, sadece son iki seçeneğin hesaba katılması gerektiğini belirtmemiz gerekmektedir:

* Grup içi kayıplar dengesi: gelecekteki kazançlar hesaba katılmadan kayıpların ve gelirlerin kesin transferi anlamına gelmektedir;
* Mahsup etme ve yeniden birleştirme: kayıpların geçici transferi. Ana şirketin hesaplarından mahsup edilmiş olan, başka bir Üye Ülkede konuşlanmış bir alt kuruluşun kayıpları, alt kuruluş tekrar karlı olduğunda telafi edilirler;
* Birleştirilmiş gelir sistemi: alt kuruluşun sonuçlarının mevcut dayanağı vasıtasıyla kayıpların dengelenmesi. Grubun bir üyesi tarafından değerlendirilen bir vergi dönemi boyunca elde edilen kayıplar ve karlar. Bu, bir gurubun seçilen bazı alt kuruluşları veya bütün alt kuruluşlarını dahil etmek için meydana getirilmiştir.

Komisyon Üye Ülkeleri:

· Sınırlar arası durumlarda aynı anonim şirket çatısı altında kayıpların dengelenmesine olanak sağlamak ve Topluluk Yasaları tarafından sağlanan kuruluş serbestliğini desteklemek amacıyla vergi sistemlerini düzeltmeye;

· Tek bir anonim şirketteki kayıpları telafi etmek için mevcut olana eşdeğer bir uygulamayı garanti altına almak amacıyla anonim şirket gruplarındaki kayıpları telafi etmek için ulusal vergi sistemleri ortaya koymaya ve uygulamaya;

· Anonim şirket gruplarındaki sınırlar arası kayıpların dengelenme ihtimallerini çeşitlendirmeye ve artırmaya

cesaretlendirmektedir.

C) Çıkış vergilendirmesi ve Üye Ülkelerin vergi politikalarının koordinasyonuna duyulan ihtiyaç:

[10]Komisyonun; Konsey, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesine Komisyonuna yönelik 19 Aralık 2006 tarihli Bildirisi gerçek kişiler ve ticaret şirketlerine uygulanabilir ulusal çıkış vergisi sistemlerinin topluluk yasalarına uygun hale getirilmeleri için uyarlanma yollarını açıklamaktadır. Benzer bir şekilde, karşılıklı olarak uyumlu hale getirmek ve çifte vergilendirmeyi veya gayrı ihtiyari vergilendirmemeyi ve vergilendirilebilir temelin azalmasını önlemek için bazı fikirler dile getirmektedir.

Üye Ülkelerin çoğu kendi ülkelerinde vergi mükellefinin kurulan aktif varlıklarının meydana getirdiği sermaye kazançlarını vergilendirmeye çalışmaktadır. Ulusal seviyede, sermaye kazançları gerçekleştirilmeleri üzerinden vergilendirilirler ve genel bir kural olarak, bu aktif varlıkların satıldığı veya devredildiği anda vergilendirilirler. Bununla birlikte, bir vergi mükellefi bir Üye Ülkeyi başka bir Üye Ülkeye yerleşmek için terk ettiğinde, eğer böyle bir vergi mükellefi henüz kendi mülkünü satmamışsa, menşe ülke böyle bir mülkten kaynaklanan sermaye kazançlarını vergilendirme hakkını kaybedebilir. Benzer bir şekilde, bir şirket kendi kurumsal ikametini başka bir Üye Ülkeye taşırsa veya kendi malvarlığını başka bir Üye Ülkede konuşlanmış bir alt kuruluşa transfer ederse, veya tam aksine, ikamet edilen asıl ülke böyle bir şirket kendi ülkesinde ikamet ettiğinde sermaye kazançlarını vergilendirme hakkını da kısmen kaybedebilir. Bu nedenle çoğu Üye Ülke, vergi mükellefi kendi ikametini değiştirdiğinde veya malvarlığını başka bir Üye Ülkeye taşıdığında henüz gerçekleşmemiş olası sermaye kazançlarını vergilendirir.

Ve Avrupa Adalet Divanı tarafından daha önce belirtildiği gibi, malvarlıklarının başka bir Üye Ülkeye transfer edilmesi nedeniyle henüz gerçekleştirilmemiş sermaye kazançları üzerinden vergilerin hemen toplanması, kuruluş serbestliği prensibine karşı olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, sadece kuruluş özgürlüğüne zarar vermez. Aynı zamanda menşe ülke tarafından olası sermaye kazançları üzerine dayatılan bu doğrudan yükümlülük, benzer ulusal durumlarda uygulanmadığında ayırımcıdır. Mahkeme ayrıca Üye Ülkelerin vergi mükelleflerine yeni ikamet yeri olan Üye Ülkede malvarlıklarının gerçekleştirildiği esnada bir banka teminatı verilmesi veya verginin toplanmasını sağlayan bir vergi temsilcisi görevlendirilmesi gibi yersiz talepler dayatmamaları gerektiğine dikkat çekmiştir.

Bununla birlikte, topluluk yasaları bir Üye Ülkenin üzerinde vergi gücünü sürdürmeyi istediği vergiyi, eğer bu doğrudan vergilendirmeyi kastetmiyorsa, değişikliklerden kaynaklanan ilave koşullar uygulandığı ve transferden sonra malvarlığı değerinin azalması hesaba katıldığı sürece Üye Ülkenin bu geliri hesaplamasını yasaklamamaktadır. Bu nedenle, malvarlıkları efektif olarak gerçekleştirilinceye kadar koşulsuz bir vergi toplama gecikmesi öngörülecektir.

Koşulsuz gecikme sorunu çözmez, sadece başka bir Üye Ülkede yerleşik vergi mükellefleri ve aynı Üye Ülkede ikamet etmeye devam eden vergi mükellefleri arasındaki doğrudan farklı uygulamaların yok edilmesine imkân sağlar. Ama tedbirin kendisi çifte vergilendirme sorunlarını veya ulusal vergi sistemleri arasındaki farklılıklardan kaynaklanan gayri ihtiyari vergilendirmemeyi çözmez. Çifte vergilendirme, çıkış ülkesi, vergi mükellefi ülkeyi terk ettiğinde sahte bir satış üzerinden sermaye kazançlarını hesap ettiğinde ve ikamet edilecek yeni ülke edinim ve efektif satış arasında gerçekleştirilen bütün sermaye kazançlarını vergilendirdiğinde ortaya çıkabilir. Benzer bir şekilde, Üye Ülkeler tarafından şirketlerin eşitliğinin değerlendirilmesi için çeşitli metotlar uygulandığında çifte vergilendirme ve ihtiyari vergilendirme ihtimalleri mevcuttur.

Bütün bu durum Birliği çıkış ülkesinin vergilendirilebilir temelini korumak amacıyla etkili işbirliği mekanizmaları geliştirmeye zorlamaktadır. Bu işbirliğini muhtemel kılmak için ikamet edilecek yeni Üye Ülkeler çıkış ülkesini malvarlıklarının sonradan herhangi bir şekilde gerçekleştirilmesinden haberdar edeceklerdir.

---------------------------------------------------------------

[5] "Şirketler üzerindeki vergiler hakkında bağımsız uzmanların raporu", Mart 1992

[6] Brüksel 19/12/06 COM (2006) 823 final.

[7] 29 Haziran 2006 tarihli, C-524/04 davasında Başsavcı Geelhoel hukuki mutalaasının 68. Bölümü “Vergilerden elde edilen devlet geliri komiserlerine karşı Thin Cap Group davasında davacılar”: Kendi nedenlerinin tamamen ötesindeki durumlara mevzuatın tamamen resmi amaçlarla ve mukim ticaret şirketleri ve vergi mercileri için hatırı sayılır ilave bir idari yük getirerek uygulanması tamamen anlamsızdır ve ekonomik verim üzerinde yan etkilere sahiptir. Bu nedenle ortak Pazar ile bir ihtilaf meydana getirmektedir.

[8] Ortak Transfer Ücretlendirme Forumu

[9] Sıınırlar arası kayıpların vergi değerlendirmesi, COM (2006) 824 final.

[10] Exit taxation and the need to coordinate the tax policies of the Member States, COM (2006) 825 final.